dromotropizm

Date Ağustos 30, 2009

dromotropizm
Kalp kışı liflerinin sinüs-kulakçık düğümünden kaynaklanan kasılma uyarılarını iletme ve bütün miyokart dokusuna yayma özelliği. Uyarının iletilmesi hem kasılabilen doku, hem de bir bütün olarak iletim dokusunu oluşturan özel yapılı lifler aracılığıyla gerçekleşir. Kalp dromotropizminde çeşitli etkenler rol oynar. Sempatik sinir sisteminin uyarılması ya da adrenalin verilmesi iletkenliği artırır (pozitif dromotropik etki). Buna karşılık parasempatik sinir sisteminin uyarılması, asetilkolin ya da dijital, kinidin gibi ilaçların verilmesi iletkenliği azaltır (negatif dromotropik etki).
Dromotropizm bozuklukları sinüs-kulakçık ya da kulakçık-karıncık bloku gibi kalp ritmi bozukluklarında ortaya çıkar.

drepanosit

Date Ağustos 30, 2009

drepanosit
Orak hücreli anemi adı verilen doğumsal bir anemi türünün özelliği olan orak biçimli alyuvarlar. Bu hastalık yalnızca Siyah ırkta görülür ve hemoglobinin yapısında bir bozukluktan kaynaklanır; bu durum alyuvarın biçimini değiştirir.

drenaj

Date Ağustos 29, 2009

drenaj
Çeşitli durumlarda, çeşitli mekanizmalarla organizmanın boşluklarında biriken istenmeyen sıvıların boşaltılması. Hem fizyolojik, hem de patolojik sıvı birikmelerinde uygulanabilir. Fizyolojik sıvıların (kan, lenf, idrar) doğal ya da yeni oluşmuş bir boşlukta toplanması infiltrasyon, baskı ya da hastalık yapıcı mikropların çoğalmasına uygun bir ortam oluşturduğundan drenaj gerektirir. Doğal boşluklarda (karın zarı, akciğer zarı, eklem boşluğu vb) ya da yeni oluşmuş boşluklarda (apne) toplanan patolojik sıvılarda (irin, eksüda vb) iyileşme sürecini kolaylaştırmak için boşaltılmalıdır. Çeşitli drenaj teknikleri vardır. Sıvı sert kamiller, sondalar, lastik ya da plastik tüpler, değişik boyutlarda gazlı bez tamponları ile boşaltılabilir. Doğal bir boşaltma sistemi olan lenf drenajında sıvı kan akımından doku aralarındaki boşluklara, buradan da lenf damarları sistemine akar. Lenf damarları bu sıvıyı yeniden kan akımına yollar.

dramatizasyon

Date Ağustos 29, 2009

dramatizasyon
Düş oluşumunda yoğunlaştırma, yer değiştirme ve simgeleştirmeyle birlikte rol oynayan psikolojik mekanizma. Görülen düşün içeriği bu mekanizmalarla oluşur ve normal sürecin tersine gerçeklik ilkesinden haz ilkesine geçilir. Bu süreçte zihinsel içeriklerden, varsanısal içeriklere dönülür. Bu geçiş bir “fizyolojik” dönüşümdür, çünkü geçişle birlikte belirgin bir uyarılma durumu ortaya çıkar. Aynı zamanda hareket duyarlılığı da azalır ve algılama yeteneği artar.
Dramatizasyon terimi bazen psikodrama adıyla anılan bir tür grup psikoterapisi tekniği için de kullanılır. Bu teknik hastaların kendi sorunlarını başka hastalar ve. terapistler önünde olabildiğince içtenlikle canlandırmalarına dayanır.

draje

Date Ağustos 29, 2009

draje
Yutmayı kolaylaştırmak üzere özel maddelerle kaplanmış ilaç tableti. İlacın tadını iyileştirmek için şeker türevleriyle kaplanabileceği gibi, ilacın yalnızca bağırsaklarda çözülerek emilmesini sağlamak amacıyla glutin ve kretinle de kaplanabilir.

dört başlı kas (kuadriseps kası)

Date Ağustos 29, 2009

dört başlı kas (kuadriseps kası)
Uyluk ön bölgesini bütünüyle kaplayan kas. Uyluk düz kası (musculus rectus femoris), dış yan vastus kası (m. vastus lateralis) iç yan vastus kası (musculus vastus medialis) ve ara vastus kası (m. vastus intermedius) olmak üzere dört baştan oluşur. Üstte kalça kemiğinin ön-üst dikeninin (spina iliaca anterosuperior) üstüne ve uyluk kemiğinin üst kısmına yapışır. Altta ise tek bir kiriş halinde birleşerek dizkapağı kemiğine tutunur. Buradan bu kirişin devamı halinde kaval kemiğine uzanan kirişe ise diz kapağı kirişi (patellar tendon) adı verilir. Bu kas kasıldığında dizi ekstansiyona (düz hale), uyluğu ise kalçadan fleksiyona (öne bükülme durumuna) getirir.

SİNORETİK Fort Tablet

Date Ağustos 29, 2009

SİNORETİK Fort Tablet

Eczacıbaşı

Etken Madde(ler):
Lisinopril 20 mg, Hidroklorotiyazid 25 mg

Piyasa Şekilleri:
30 tabletlik blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Sinoretik fort başlangıç tedavisinde kullanılmaz. Monoterapiye, örneğin 20-40 mg lisinopril monoterapisiyle kontrol altına alınamayan hastalarda Sinoretik (20 mg lisinopril + 12.5 mg hidroklorotiyazid kombinasyonu) tedavisine geçilebilir. Bu dozun yeterli olmadığı hastalarda hidroklorotiyazid dozu yükseltilmek istendiğinde, Sinoretik fort (20 mg lisinopril + 25 mg hidroklorotiyazid) kullanılmalıdır. Normal koşullarda, Sinoretik dozu günde 1 ya da 2 tablettir. Kreatinin klirensi 30 ml/dakikanın üzerinde olan hastalarda normal doz kullanılabilir. Ağır böbrek yetmezliği olanlarda, tiyazid türevi diüretik yerine bir loop diüretiği lisinopril tedavisine eklenmelidir. Dolayısıyla bu grup hastalarda Sinoretik ya da Sinoretik fort kullanılması önerilmez.

Endikasyonları:
Kombine terapiyi gerektiren hastalarda esansiyel hipertansiyonun tedavisi için kullanılır.

Kontrendikasyonları:
Anüride kontrendikedir. İçindeki maddelerden herhangi birine hassasiyeti olanlarda, geçmişinde ADE tedavisi görürken bu tedavi ile bağlantılı anjiyonörotik ödem geçirmiş olan hastalarda kullanılmamalıdır. Diğer sulfonamid türevi ilaçlara hassasiyeti olanlarda kullanılmamalıdır.

Uyarılar:
Bütün antihipertansif terapilerde olduğu gibi, bazı hastalarda semptomatik hipotansiyon görülebilir. Bu olay nadiren komplikasyonsuz hipertansif hastalarda da görülebilir fakat, sıvı ve elektrolit dengesizliğinde görülme olasılığı daha yüksektir; örneğin sıvı azalması, hiponatremi, hipokloremik alkaloz, önceki diüretik tedavi ile ilgili hipomagnezemi veya hipokalemi, tuz diyeti, dializ, veya başka hastalığa karışan diyare ve kusma. Bu durumdaki hastalarda, belirli aralıklarda, serum elektrolitlerinin periyodik tayini yapılmalıdır. Aşırı hipotansiyon, miyokardiyal enfarktüse veya serebrovaskülar aksidana neden olabileceğinden iskemik kalp rahatsızlığı olan veya serebrovaskülar hastalığı bulunanlar bu ilaç ile tedavi görürlerken özel bir dikkatle takip edilmelidirler. Hipotansiyon görülürse, hasta sırtüstü yatırılmalı ve eğer gerekirse, normal salin intravenöz infüzyon yolu ile uygulanmalıdır. Kan hacmi ve basıncı düzenlendikten sonra, daha düşük dozlarda tedavinin yeniden başlatılması mümkün olabilir; veya ilaç içindeki etken maddelerden biri tercih edilip tek başına kullanılabilir. Tiyazidler, böbrek bozukluğu olan hastalarda kullanılması için uygun değildir. Önceden herhangi bir böbrek rahatsızlığı olmayan bazı hipertansif hastalarda, lisinopril diüretikler ile kombine olarak verildiğinde kanda üre ve serumda kreatinin düzeylerinde minör ve geçici bir artış gözlenir. Eğer böyle bir durum bu kombinasyonda görülürse, kombine tedaviye devam edilmemelidir. Azaltılmış dozlarda tedaviye yeniden başlamak mümkündür; veya etken maddelerden herhangi biri tek başına kullanılabilir. Bilateral böbrek arter stenozu veya soliter böbreğe giden arterin stenozu ve ADE inhibitörü kullanan bazı hastalarda kan üre ve serum kreatinin düzeylerinde yükselmeler görülebilir ki bu durumlar terapiye sonverildiğinde geriye döner. Tiyazidler, bozulmuş hepatik fonksiyon veya progresif karaciğer hastalığı olan hastalarda dikkatle kullanılmalıdır, çünkü sıvı ve elektrolit dengesinde hafif farklılıklar hepatik komayı presipite edebilir. Büyük bir ameliyata girecek olan veya hipotansiyona neden olabilecek anestezi altında bulunan hastalarda lisinopril kompense renin salgılanmasına sekonder olan angiotensin II oluşumunu bloke edebilir. Eğer hipotansiyon görülürse ve bu mekanizmadan kaynaklandığı düşünülüyorsa, hacim genişletilerek bu durum düzeltilebilir. Tiyazid terapisi glukoz toleransını bozabilir.İnsulin dahil antidiyabetik ajanlar için dozaj ayarlaması gerekli olabilir. Tiyazidler idrardan kalsiyum itrahını azaltabilir ve serum kalsiyumunda intermitan ve hafif yükselmeye neden olabilir. Belirgin hiperkalsemi gizli hiperparatiroidizmin bir göstergesi olabilir. Tiyazidler ile tedaviye, paratiroid fonksiyon testleri yapılmadan önce ara verilmelidir. Kolesterol ve trigliserit düzeylerindeki artış tiyazidlerin diüretik terapisi ile ilgilidir. Tiyazid terapisi, bazı hastalarda hiperürisemi ve/veya gut gelişimini hızlandırabilir. Ancak, lisinopril idrarda ürik asiti arttırabilir ve böylece hidroklorotiyazidlerin hiperürisemik etkilerini azaltabilir. Lisinopril dahil ADE inhibitörü ile tedavi gören hastaların yüzlerinde, el ve ayaklarında, dudak ve dillerinde, glotis ve/veya larenkslerinde nadiren anjiyonörotik ödem tesbit edilmiştir. Böyle durumlarda, lisinopril alınması derhal durdurulmalı ve semptomlar tamamiyle ortadan kaldırılıncaya kadar hasta izlenmelidir. Yüz ve dil ile sınırlı kalan şişmeler, çoğunlukla tedavi edilmeden geçer; ancak semptomlardanrahatlamak için kullanılan antihistaminiklerin faydası olur. Gırtlakta görülen anjiyonörotik ödem fatal olabilir. Dil, glotis ve larenks’i kapsayan şişmelerde hava yolu tıkanabilir; ve böyle bir durumda 1:1000 oranında adrenalin solüsyonu (0.3-0.5 ml) subkütan olarak derhal uygulanmalıdır. ADE inhibitör terapisi ile ilgisi olmayan anjiyoödem geçmişi olan hastalar, ADE inhibitörlerini kullandıklarında anjiyoödem için artan bir riske maruz kalırlar. Geçmişinde alerji veya bronşiyal asthma görülmemiş hastalar, tiyazid kullandıklarında hassasiyet reaksiyonuna maruz kalabilirler. Tiyazidlerin kullanımı ile sistemik lupus eritemi aktive olabilir veya şiddeti artabilir. Desensitizasyon tedavisi süresince ADE inhibitörü kullananhastalarda devamlı olarak anafilaktik reaksiyonlar görülebilir. Aynı hastalarda, ADE inhibitörü verilmediği zamanlarda bu reaksiyonlar önlenmektedir fakat bu durumlar unutularak kazara ilaç tekrar kullanıldığında anafilaktik reaksiyonlar tekrar oluşabilir. Böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize giren hastalarda kullanılmamalıdır. ADE inhibitörleri ile tedavi görüp aynı anda, belirli hemodiyaliz işlemlerine tabi hastalarda (örneğin yüksek - flux membranları AN 69) anafilaktik reaksiyonlar görülmüştür. Böyle hastalarda farklı tipte diyaliz membranları veya farklı sınıfda antihipertansif ajanları kullanmaları önerilir. ADE inhibitörleri kullananlarda öksürük rapor edilmiştir. Tipik olarak öksürük inatçı ve non-produktif olup tedaviye son verildiğinde geçer. ADE inhibitörlerinin teşvik ettiği öksürük, öksürüğün diferansiyel diyagnozu olarak kabul edilmelidir. ADE inhibitörleri, gebelerde 2. ve 3. trimesterlerde kullanıldığında fetal ve neonatal morbidite ve mortaliteyesahiptir. ADE inhibitörlerinin bu devrede kullanılması ile yeni doğanda hipotansiyon, böbrek yetmezliği, hiperkalemi ve/veya kafatası hipoplazisi dahil fetal ve neonatal hasarlar ilişkilendirilmiştir. Muhtemelen fetal böbrek fonksiyonunun azalmasını temsil eden maternal oligohidraminios görülmüştür ve el-ayak kontraktürlerine, kraniofasiyel deformasyonlara ve hipoplastik karaciğer gelişimine neden olabilir. Fetüs ve embriyoda görülen advers etkiler sadece ilk üç trimester ile sınırlı intrauterin ADE inhibitörüne maruz kalmak ile ilgili değildir. Sağlıklı gebelerde diüretiklerin rutin kullanılması önerilmez. Lisinopril’in anne sütüne gecip geçmediği bilinmemektedir; ancak tiyazidler anne sütüne geçerler. Çocuklarda kullanım etkinliği ve güvenilirliği tesbit edilmemiştir.

Yan Etkileri:
En iyi bilinen klinik yan etkisi başdönmesi olup dozun azaltılması ile düzelir; nadiren tedaviye ara vermeyi gerektirebilir.Diğer yan etkileri baş ağrısı, kuru öksürük, yorgunluk ve ortostatik hipotansiyon dahil hipotansiyondur. Nadiren, diyare, bulantı, kusma, ağız kuruluğu, döküntü, gut, palpitasyon, göğüsde rahatsızlık hissi, kas krampları ve güçsüzlük, parestezi, asteni ve impotans görülebilir. Yüzde, kol ve bacaklarda, dudaklarda, dilde, glotisde ve/veya larenksde nadiren anjiyonörotik ödem görüldüğü bildirilmiştir. Ateş, vaskülit, miyalji, artralji/artrit, pozitif ANA, yükselmiş ESR, eozinofili ve lökositoz, kızartılar, fotosensitivite, veya diğer dermatolojik manifesto semptom komplekslerinden biri veya daha fazlası görülebilir. Laboratuvar testleri üzerindeki etkileri nadiren klinik düzeyde önemlidir. Ara sıra, hiperglisemi, hiperürisemi ve hiper - veya hipokalemi bildirilmiştir. Geçmişinde herhangi bir renal yetersizlik belirtisi olmamasına rağmen hastalarda minör ve geçici kan üre nitrojen ve serum kreatinin yükselmeleri tesbit edilmiştir. Bu tip artmalar inatla sürerse de ilacın alımı kesildikten sonra eski düzeylere geri döner. Tedavi gören hipertansif hastalarda sık sık hematokrit ve hemoglobin’de hafif azalmalar rapor edilmiştir fakat böyle durumlar anemi için aynı anda bir başka sebep yok ise klinik olarak nadiren önem kazanır. Seyrek olarak, karaciğer enzimlerinde ve/veya serum bilirubin düzeylerinde yükselme rapor edilmiştir, ancak bu durumların ilaçla direkt bağlantısı tesbit edilmemiştir. Bildirilmiş olan diğer yan etkileri: Hidroklorotiyazid: Anoreksi, gastrik iritasyon, kabızlık, sarılık (intrahepatik kolestatik sarılık), pankreatit, sialoadenit, vertigo, ksantopsi, lökopeni, agranülositoz, trombositopeni, aplastik anemi, hemolitik anemi, purpura, fotosensitivite, ürtiker, nekroze damar iltihabı (vaskülit) (kuteneus vaskülit), ateş, pnömoni ve pulmoner ödem dahil solunum distresi, anafilaktik reaksiyonlar, hiperglisemi, glikozüri, hiperürisemi, hiponatremi dahil elektrolit dengesizlik, kas spazmı, huzursuzluk, geçici bulanık görme, böbrek yetmezliği, böbrek bozukluğu, ve interstisyel nefrit. Lisinopril: Muhtemelen riski yüksek hastalarda aşırı hipotansiyona sekonder, miyokardiyal enfarktüs veya serebrovasküler aksidan, taşikardi, abdominal ağrı, davranış değişiklikleri, mental konfüzyon, ürtiker, diaforez, hiponatremi, üremi, oligüri/anüri, böbrek bozukluğu, akut böbrek yetmezliği, pankreatit, hepatit (hepatosellüler veya kolestatik) ve sarılık. Lökopeni ve trombositopeni de gözlenmiştir; nedensel bir ilgi tesbit edilmemiştir.

İlaç Etkileşimleri:
Tiyazid diüretikleri ile gelişen potasyum kaybı, lisinopril’in potasyumu koruyucu etkisi ile kompanse edilir. Potasyum suplemanları, potasyum koruyucu ajanlar veya sofra tuzu yerine kullanılan potasyum tuzları özellikle böbrek fonksiyon yetersizliği olan hastalarda serum potasyum düzeylerini önemli ölçüde yükseltebilir. Eğer aynı anda bu ajanlardan herhangi birisinin kullanılması mutlaka gerekiyorsa hastanın serum potasyum düzeyleri yakinen izlenmelidir. Lityum genellikle diüretikler ve ADE inhibitörleri ile birlikte verilmemelidir. Diüretik ajanlar ve ADE inhibitörleri lityumun böbreklerden klirensini azaltırlar ve yüksek riskde lityum toksisitesi ortaya çıkarırlar. Bu tip preparatları kullanmadan önce lityum preparatlarının prospektüsleri okunmalıdır. Indometasin, lisinopril ve hidroklorotiyazidler ile aynı anda kullanıldığında ilacın antihipertansif etkinliğini azaltabilir, tiyazidler tübokürarine olan cevabı arttırabilirler.

ZESTORETİC Fort Tablet

Date Ağustos 29, 2009

ZESTORETİC Fort Tablet

A. İbrahim

Etken Madde(ler):
Lisinopril 20 mg, Hidroklorotiyazid 12.5 mg

Piyasa Şekilleri:
28 tabletlik blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Esansiyel Hipertansiyon: Mutad dozu günde bir defa 10/6.25mg’lık tablettir. Eğer gerekirse doz günde bir defa 2 tablete arttırılabilir. Böbrek Yetersizliğinde Kullanılan Doz: Tiyazidler böbrek yetmezliğinde uygun diüretikler değildir ve kreatinin klirensinin 30 ml/dak veya altında olduğu durumlarda (orta ve şiddetli böbrek yetmezliği) etkinliği yoktur. Böbrek yetmezliği olan hastalarda başlangıç tedavisi olarak kullanılmamalıdır. Kreatinin klirensi >30 ml/dak ve <80 ml/dak olan hastalarda, tek tek komponentler titre edildikten sonra kullanılabilir. Tavsiye edilen lisinopril’in başlangıç dozu, tek başına kullanıldığında, hafif böbrek yetmezliğinde 5-10 mg’dır. Önceki Diüretik Terapisi: Başlangıç dozunu takiben semptomatik hipotansiyon görülebilir, bu durum daha ziyade önceki diüretik tedavisi nedeni ile vücutta hacim ve/veya tuz kaybı meydana gelmiş hastalarda görülebilir. Tedaviye başlamadan 2-3 gün önce diüretik tedavisi durdurulmalıdır. Eğer bu mümkün değilse, sadece 5 mg lisinopril ile tedaviye başlanmalıdır.

Endikasyonları:
Kombine terapiyi gerektiren hastalarda esansiyel hipertansiyonun tedavisi için kullanılır.

Kontrendikasyonları:
Anüride kontrendikedir. İçindeki maddelerden herhangi birine hassasiyeti olanlarda, geçmişinde ADE tedavisi görürken bu tedavi ile bağlantılı anjiyonörotik ödem geçirmiş olan hastalarda kullanılmamalıdır. Diğer sulfonamid türevi ilaçlara hassasiyeti olanlarda kullanılmamalıdır.

Uyarılar:
Bütün antihipertansif terapilerde olduğu gibi, bazı hastalarda semptomatik hipotansiyon görülebilir. Bu olay nadiren komplikasyonsuz hipertansif hastalarda da görülebilir fakat, sıvı ve elektrolit dengesizliğinde görülme olasılığı daha yüksektir; örneğin sıvı azalması, hiponatremi, hipokloremik alkaloz, önceki diüretik tedavi ile ilgili hipomagnezemi veya hipokalemi, tuz diyeti, dializ, veya başka hastalığa karışan diyare ve kusma. Bu durumdaki hastalarda, belirli aralıklarda, serum elektrolitlerinin periyodik tayini yapılmalıdır. Aşırı hipotansiyon, miyokardiyal enfarktüse veya serebrovaskülar aksidana neden olabileceğinden iskemik kalp rahatsızlığı olan veya serebrovaskülar hastalığı bulunanlar bu ilaç ile tedavi görürlerken özel bir dikkatle takip edilmelidirler. Hipotansiyon görülürse, hasta sırtüstü yatırılmalı ve eğer gerekirse, normal salin intravenöz infüzyon yolu ile uygulanmalıdır. Kan hacmi ve basıncı düzenlendikten sonra, daha düşük dozlarda tedavinin yeniden başlatılması mümkün olabilir; veya ilaç içindeki etken maddelerden biri tercih edilip tek başına kullanılabilir. Tiyazidler, böbrek bozukluğu olan hastalarda kullanılması için uygun değildir. Önceden herhangi bir böbrek rahatsızlığı olmayan bazı hipertansif hastalarda, lisinopril diüretikler ile kombine olarak verildiğinde kanda üre ve serumda kreatinin düzeylerinde minör ve geçici bir artış gözlenir. Eğer böyle bir durum bu kombinasyonda görülürse, kombine tedaviye devam edilmemelidir. Azaltılmış dozlarda tedaviye yeniden başlamak mümkündür; veya etken maddelerden herhangi biri tek başına kullanılabilir. Bilateral böbrek arter stenozu veya soliter böbreğe giden arterin stenozu ve ADE inhibitörü kullanan bazı hastalarda kan üre ve serum kreatinin düzeylerinde yükselmeler görülebilir ki bu durumlar terapiye sonverildiğinde geriye döner. Tiyazidler, bozulmuş hepatik fonksiyon veya progresif karaciğer hastalığı olan hastalarda dikkatle kullanılmalıdır, çünkü sıvı ve elektrolit dengesinde hafif farklılıklar hepatik komayı presipite edebilir. Büyük bir ameliyata girecek olan veya hipotansiyona neden olabilecek anestezi altında bulunan hastalarda lisinopril kompense renin salgılanmasına sekonder olan angiotensin II oluşumunu bloke edebilir. Eğer hipotansiyon görülürse ve bu mekanizmadan kaynaklandığı düşünülüyorsa, hacim genişletilerek bu durum düzeltilebilir. Tiyazid terapisi glukoz toleransını bozabilir.İnsulin dahil antidiyabetik ajanlar için dozaj ayarlaması gerekli olabilir. Tiyazidler idrardan kalsiyum itrahını azaltabilir ve serum kalsiyumunda intermitan ve hafif yükselmeye neden olabilir. Belirgin hiperkalsemi gizli hiperparatiroidizmin bir göstergesi olabilir. Tiyazidler ile tedaviye, paratiroid fonksiyon testleri yapılmadan önce ara verilmelidir. Kolesterol ve trigliserit düzeylerindeki artış tiyazidlerin diüretik terapisi ile ilgilidir. Tiyazid terapisi, bazı hastalarda hiperürisemi ve/veya gut gelişimini hızlandırabilir. Ancak, lisinopril idrarda ürik asiti arttırabilir ve böylece hidroklorotiyazidlerin hiperürisemik etkilerini azaltabilir. Lisinopril dahil ADE inhibitörü ile tedavi gören hastaların yüzlerinde, el ve ayaklarında, dudak ve dillerinde, glotis ve/veya larenkslerinde nadiren anjiyonörotik ödem tesbit edilmiştir. Böyle durumlarda, lisinopril alınması derhal durdurulmalı ve semptomlar tamamiyle ortadan kaldırılıncaya kadar hasta izlenmelidir. Yüz ve dil ile sınırlı kalan şişmeler, çoğunlukla tedavi edilmeden geçer; ancak semptomlardanrahatlamak için kullanılan antihistaminiklerin faydası olur. Gırtlakta görülen anjiyonörotik ödem fatal olabilir. Dil, glotis ve larenks’i kapsayan şişmelerde hava yolu tıkanabilir; ve böyle bir durumda 1:1000 oranında adrenalin solüsyonu (0.3-0.5 ml) subkütan olarak derhal uygulanmalıdır. ADE inhibitör terapisi ile ilgisi olmayan anjiyoödem geçmişi olan hastalar, ADE inhibitörlerini kullandıklarında anjiyoödem için artan bir riske maruz kalırlar. Geçmişinde alerji veya bronşiyal asthma görülmemiş hastalar, tiyazid kullandıklarında hassasiyet reaksiyonuna maruz kalabilirler. Tiyazidlerin kullanımı ile sistemik lupus eritemi aktive olabilir veya şiddeti artabilir. Desensitizasyon tedavisi süresince ADE inhibitörü kullananhastalarda devamlı olarak anafilaktik reaksiyonlar görülebilir. Aynı hastalarda, ADE inhibitörü verilmediği zamanlarda bu reaksiyonlar önlenmektedir fakat bu durumlar unutularak kazara ilaç tekrar kullanıldığında anafilaktik reaksiyonlar tekrar oluşabilir. Böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize giren hastalarda kullanılmamalıdır. ADE inhibitörleri ile tedavi görüp aynı anda, belirli hemodiyaliz işlemlerine tabi hastalarda (örneğin yüksek - flux membranları AN 69) anafilaktik reaksiyonlar görülmüştür. Böyle hastalarda farklı tipte diyaliz membranları veya farklı sınıfda antihipertansif ajanları kullanmaları önerilir. ADE inhibitörleri kullananlarda öksürük rapor edilmiştir. Tipik olarak öksürük inatçı ve non-produktif olup tedaviye son verildiğinde geçer. ADE inhibitörlerinin teşvik ettiği öksürük, öksürüğün diferansiyel diyagnozu olarak kabul edilmelidir. ADE inhibitörleri, gebelerde 2. ve 3. trimesterlerde kullanıldığında fetal ve neonatal morbidite ve mortaliteyesahiptir. ADE inhibitörlerinin bu devrede kullanılması ile yeni doğanda hipotansiyon, böbrek yetmezliği, hiperkalemi ve/veya kafatası hipoplazisi dahil fetal ve neonatal hasarlar ilişkilendirilmiştir. Muhtemelen fetal böbrek fonksiyonunun azalmasını temsil eden maternal oligohidraminios görülmüştür ve el-ayak kontraktürlerine, kraniofasiyel deformasyonlara ve hipoplastik karaciğer gelişimine neden olabilir. Fetüs ve embriyoda görülen advers etkiler sadece ilk üç trimester ile sınırlı intrauterin ADE inhibitörüne maruz kalmak ile ilgili değildir. Sağlıklı gebelerde diüretiklerin rutin kullanılması önerilmez. Lisinopril’in anne sütüne gecip geçmediği bilinmemektedir; ancak tiyazidler anne sütüne geçerler. Çocuklarda kullanım etkinliği ve güvenilirliği tesbit edilmemiştir.

Yan Etkileri:
En iyi bilinen klinik yan etkisi başdönmesi olup dozun azaltılması ile düzelir; nadiren tedaviye ara vermeyi gerektirebilir.Diğer yan etkileri baş ağrısı, kuru öksürük, yorgunluk ve ortostatik hipotansiyon dahil hipotansiyondur. Nadiren, diyare, bulantı, kusma, ağız kuruluğu, döküntü, gut, palpitasyon, göğüsde rahatsızlık hissi, kas krampları ve güçsüzlük, parestezi, asteni ve impotans görülebilir. Yüzde, kol ve bacaklarda, dudaklarda, dilde, glotisde ve/veya larenksde nadiren anjiyonörotik ödem görüldüğü bildirilmiştir. Ateş, vaskülit, miyalji, artralji/artrit, pozitif ANA, yükselmiş ESR, eozinofili ve lökositoz, kızartılar, fotosensitivite, veya diğer dermatolojik manifesto semptom komplekslerinden biri veya daha fazlası görülebilir. Laboratuvar testleri üzerindeki etkileri nadiren klinik düzeyde önemlidir. Ara sıra, hiperglisemi, hiperürisemi ve hiper - veya hipokalemi bildirilmiştir. Geçmişinde herhangi bir renal yetersizlik belirtisi olmamasına rağmen hastalarda minör ve geçici kan üre nitrojen ve serum kreatinin yükselmeleri tesbit edilmiştir. Bu tip artmalar inatla sürerse de ilacın alımı kesildikten sonra eski düzeylere geri döner. Tedavi gören hipertansif hastalarda sık sık hematokrit ve hemoglobin’de hafif azalmalar rapor edilmiştir fakat böyle durumlar anemi için aynı anda bir başka sebep yok ise klinik olarak nadiren önem kazanır. Seyrek olarak, karaciğer enzimlerinde ve/veya serum bilirubin düzeylerinde yükselme rapor edilmiştir, ancak bu durumların ilaçla direkt bağlantısı tesbit edilmemiştir. Bildirilmiş olan diğer yan etkileri: Hidroklorotiyazid: Anoreksi, gastrik iritasyon, kabızlık, sarılık (intrahepatik kolestatik sarılık), pankreatit, sialoadenit, vertigo, ksantopsi, lökopeni, agranülositoz, trombositopeni, aplastik anemi, hemolitik anemi, purpura, fotosensitivite, ürtiker, nekroze damar iltihabı (vaskülit) (kuteneus vaskülit), ateş, pnömoni ve pulmoner ödem dahil solunum distresi, anafilaktik reaksiyonlar, hiperglisemi, glikozüri, hiperürisemi, hiponatremi dahil elektrolit dengesizlik, kas spazmı, huzursuzluk, geçici bulanık görme, böbrek yetmezliği, böbrek bozukluğu, ve interstisyel nefrit. Lisinopril: Muhtemelen riski yüksek hastalarda aşırı hipotansiyona sekonder, miyokardiyal enfarktüs veya serebrovasküler aksidan, taşikardi, abdominal ağrı, davranış değişiklikleri, mental konfüzyon, ürtiker, diaforez, hiponatremi, üremi, oligüri/anüri, böbrek bozukluğu, akut böbrek yetmezliği, pankreatit, hepatit (hepatosellüler veya kolestatik) ve sarılık. Lökopeni ve trombositopeni de gözlenmiştir; nedensel bir ilgi tesbit edilmemiştir.

İlaç Etkileşimleri:
Tiyazid diüretikleri ile gelişen potasyum kaybı, lisinopril’in potasyumu koruyucu etkisi ile kompanse edilir. Potasyum suplemanları, potasyum koruyucu ajanlar veya sofra tuzu yerine kullanılan potasyum tuzları özellikle böbrek fonksiyon yetersizliği olan hastalarda serum potasyum düzeylerini önemli ölçüde yükseltebilir. Eğer aynı anda bu ajanlardan herhangi birisinin kullanılması mutlaka gerekiyorsa hastanın serum potasyum düzeyleri yakinen izlenmelidir. Lityum genellikle diüretikler ve ADE inhibitörleri ile birlikte verilmemelidir. Diüretik ajanlar ve ADE inhibitörleri lityumun böbreklerden klirensini azaltırlar ve yüksek riskde lityum toksisitesi ortaya çıkarırlar. Bu tip preparatları kullanmadan önce lityum preparatlarının prospektüsleri okunmalıdır. Indometasin, lisinopril ve hidroklorotiyazidler ile aynı anda kullanıldığında ilacın antihipertansif etkinliğini azaltabilir, tiyazidler tübokürarine olan cevabı arttırabilirler.

COVERSYL Plus Tablet

Date Ağustos 29, 2009

COVERSYL Plus Tablet

Servier

Etken Madde(ler):
Perindopril terbutilamin 4 mg, İndapamid 1.25 mg

Piyasa Şekilleri:
30 tablet içeren blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Tedaviye oral yoldan tercihen sabahları olmak üzere günde tek doz ile başlanır.

Endikasyonları:
Esansiyel hipertansiyon tedavisinde endikedir.

Kontrendikasyonları:
Perindopril+İndapamid ile ilişkili: Potasyum tutucu diüretiklerle potasyum ve lityum tuzları ile kullanımda, bilateral renal arter stenozu veya işlev gören tek böbrek bulunmasında, artmış potasyum düzeylerinde. Perindopril ile ilişkili: Perindoprile aşırı duyarlılıkta, önceden ADE inhibitör tedavisi ile ilişkili görülen anjiyonörotik ödem hikayesinde, gebelik ve emzirmede. İndapamid ile ilişkili: Sülfonamidlere karşı aşırı duyarlılıkta, ağır böbrek yetersizliğinde, karaciğer ensefalopatisi veya ağır karaciğer yetersizliğinde ve düşük potasyum düzeylerinde kontrendikedir.

Uyarılar:
Perindopril ile ilişkili: ADE inhibitörleri; sistemik oto-immün hastalıklara bağlı olarak gelişen böbrek yetersizliği olan, immünosupresifler veya lökopeniye neden olan ilaçlarla tedavi edilen hastalarda ve yüksek dozlarda uygulandığında çok nadir olarak agranülositoz ve/veya kemik iliği baskılanmasına yol açabilirler. ADE inhibitörleriyle tedavi edilen hastalarda nadiren yüz, ekstremiteler, dudaklar, dil, glottis ve/veya larinkste anjionörotik ödem bildirilmiştir. Bu durumda perindopril hemen kesilmeli ve hasta izlenmelidir. Laringeal ödem ile seyreden anjiyonörotik ödem fetal olabilir. Larinks, dil ve glottisin ödemi halinde solunum yolu obstrüksiyonu meydana geldiğinde adrenalin 1/1000′lik çözeltisinden 0.3-0.5 ml uygulamak uygun bir tedavidir. Hemodiyaliz sırasında anafilaktoid reaksiyonlar da gözlenmiştir. Perindopril+İndapamid ile ilişkili: Dozu böbrek yetersizliğinin derecesine göre ayarlanmalıdır. Ayrıca bu hastalarda periyodik olarak potasyum ve kreatinin testleri yapılmalıdır. Ciddi böbrek yetersizliği olan hastalarda kontrendikedir. Diüretik içeren tüm hipertansif ilaçlarla olduğu gibi plazma potasyum düzeylerinin düzenli olarak kontrol edilmesi gerekir. Perindopril ile ilişkili: Arteryel hipertansiyon ve/veya böbrek yetersizliği riski, kalp yetersizliği, su, tuz kaybı vb. olan hastalarda doz yavaş yavaş artırılmalıdır. Başlangıç dozu, su, tuz kaybı olan hastalarda kan basıncında ortaya çıkabilecek ani düşüşü önlemek için zamanla kan basıncındaki düşüşe göre ayarlanmalıdır. Ağır kalp yetersizliği olan hastalarda tedavi beta-bloker kesilmeden yakın tıbbi gözlem altında ve daha düşük dozla başlanarak yapılmalıdır. Cerrahi girişimlerde genel anestezide veya hipotansiyona neden olabilen anestezik ajanlar kullanıldığında perindoprilin hipotansiyona neden olabileceği unutulmamalıdır. İndapamid ile ilişkili: Diüretik tedavilerinin tümünde hiponatremiye bağlı ciddi sonuçlar oluşabilir. Hipokalemi riskine karşı dikkatli olunmalıdır. QT aralığı uzamış olan kişiler de hipokalemi riski taşırlar. Kalsiyum atılımını azaltabilirler ve kalsiyum düzeylerinde hafif ve geçici bir artışa neden olabilirler. Hipokalemisi olan diyabetlilerde kan şekerinin izlenmesi gerekir. Ürik asit düzeyi yükselmiş olan hastalarda gut gelişme eğilimi artmış olabilir.

Yan Etkileri:
Perindopril ile ilişkili: Baş ağrısı, asteni, sersemlik hissi, duygulanım dalgalanmaları ve/veya uyku bozuklukları, kramplar, ortostatik olan veya olmayan hipotansiyon, cilt döküntüleri, gastralji, iştahsızlık, bulantı, karın ağrısı, ADE inhibitörlerine bağlı ilacın kesilmesiyle kaybolan öksürük, çok nadir olarak anjiyonörotik ödem, karaciğer yetersizliği olanlarda karaciğer ansefalopatisi riski, konstipasyon ve çok nadiren pankreatit. İndapamid ile ilişkili: Karaciğer yetersizliği olanlarda karaciğer ansefalopatisi riski, dermatolojik hipersensitivite reaksiyonları, bulantı, kusma, ağız kuruluğu, baş dönmesi, konstipasyon ve çok nadiren pankreatit.

İlaç Etkileşimleri:
Lityum, spironolakton, triamteren, potasyum tuzları, astemizol, bepridil, eritromisin IV, halofantrin pentamidin, sultoprid, terfenadin, vinkamin ile birlikte kullanılması önerilmez. İnsülin hipoglisemik sülfonilüreler, baklofen, NSAID, yüksek doz salisilatlar, trisiklik antidepresanlar, nöroleptikler, kortikosteroidler, tetrakosaktid, amfoterisin B (IV), glukokortikoidler, mineralokortikoidler (sistemik), uyarıcı laksatifler, kalp glikozidleri, amilorid, kinidin, hidrokinidin, disopramid, amiodaron, bretilyum, sotalol, metformin, iyodine (veya iyotlanmış) kontrast maddeler, kalsiyum (tuzları), siklosporinler ile birlikte kullanımında dikkatli olunmalıdır.

ACCUZIDE Film Tablet

Date Ağustos 29, 2009

ACCUZIDE Film Tablet

Pfizer

Etken Madde(ler):
Kinapril HCI 20 mg, Hidroklorotiyazid 12.5 mg

Piyasa Şekilleri:
30 film tablet içeren blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Hipertansiyon tedavisine etkin antihipertansif ilaçlar kullanarak düşük doz monoterapi ile başlanmalıdır. Monoterapinin etkili olmadığı durumlarda endikedir. Günlük dozu sabahları bir tablettir. Kontrol altına alınamayan hastalarda doz yükseltilmemelidir. Gereken durumlarda tedaviye ayrı ayrı ilaçlarla devam edilmelidir. Günlük doz 20 mg kinapril+25 mg hidroklorotiyazidi aşmamalıdır. Ağır böbrek yetmezliği olan hastalarda (kreatinin klirensi dakikada 30 ml’nin altında olanlar) kullanılmamalıdır. Böbrek fonksiyonları orta derecede kısıtlanmış hastalar (kreatinin klirensi 30-60 ml/dak.) ve yaşlı hastalarda kinapril dozunun azaltılması gerekli olabilir. Sirozlu hastalarda, kinaprilin ilk geçiş sırasında daha düşük oranda metabolize edilmesine bağlı olarak kinaprilatın plazma konsantrasyonu daha düşüktür.

Endikasyonları:
Kombinasyon preparatının kullanılmasının gerekli olduğu esansiyel hipertansiyonda endikedir.

Kontrendikasyonları:
Kinapril hidroklorür, tiyazid ve olası çapraz reaksiyonlar nedeniyle sülfonamidlere karşı aşırı duyarlılık; anjiyonörotik ödem hikayesi olanlar (daha önceden uygulanan ADE-inhibitör tedavisi sırasında ortaya çıkan); ağır böbrek yetmezliği (serum kreatinini 1.8 mg/100 ml’den yüksek ya da kreatinin klirensi 30 ml/dak.’dan az olanlar); diyaliz hastaları; renal arter stenozu (bilateral veya tek böbrek varsa unilateral); böbrek naklinden sonra; hemodinamik açıdan sorun yaratan aort veya mitral kapak stenozu ya da hipertrofik kardiyomiyopati; dekompanse kalp yetersizliği; primer hiperaldosteronizm; ağır karaciğer yetmezliği (hepatik prekoma/koma) ya da primer karaciğer hastalığı; klinik açıdan önemli elektrolit denge bozukluğu (hiperkalsemi, hiponatremi, hipokalemi); çocuklar (yeterli klinik deneyim olmadığından); hamilelik durumlarında kontrendikedir.

Uyarılar:
Dekstransülfan ile yapılan düşük dantiseli lipoprotein (LDL) aferezi sırasında (ağır hiperkolesterolemi) ADE inhibitörü kullanılması, hayatı tehdit eden aşırı duyarlılık reaksiyonlarına yol açabilir. Arı ve yaban arısı gibi böcek toksinlerine karşı alerjik reaksiyonları azaltmak veya yok etmek amacıyla yapılan tedaviler (duyarsızlaştırma tedavisi) sırasında ADE inhibitörü kullanılması, bazen hayatı tehdit eden aşırı duyarlılık reaksiyonlarına (hipotansiyon, solunum yetmezliği, kusma, alerjik deri reaksiyonları gibi) neden olabilir. LDL aferezi ve duyarsızlaştırma tedavisinin gerektiği durumlarda, preparat başka bir antihipertansif ile değiştirilmelidir. Emziren annelerde tedavi zorunluysa emzirmeye son verilmelidir. Klinik açıdan önemli proteinüri (günde 1 gramdan fazla); immün yetmezlik ya da kolajen doku hastalığı (Lupus erythematosus, skleroderma gibi); bağışıklık sistemini zayıflatan sistemik ilaçların (kortikosteroidler, sitostatikler, antimetabolitler gibi), allopurinol, prokainamid ve lityum kullanımı; gut; hipovolemi; serebral skleroz; koroner skleroz; diabetes mellitus; karaciğer yetmezliği durumlarında risk ve yarar değerlendirildikten sonra ve bazı klinik ve laboratuvar-kimyasal parametreler yakından izlenerek kullanılabilir. Böbrek yetmezliği olanlar (serum kreatinin 1.8 mg/100 ml’den yüksek ya da kreatinin klerensi 30-60 ml/dak. olanlar); ağır hipertansiyonlu hastalar; 65 yaşından büyük hastalarda kan basıncı ve/veya gereken laboratuvar parametreleri çok yakından izlenmelidir. Tedavi sırasında, yüksek geçirgenlikli poliakrilnitril-metilsülfonat membranı (örn.AN 69) ile yapılan diyaliz ve hemofiltrasyon uygulaması hayatı tehdit eden şok dahil aşırı duyarlılık reaksiyonlarına yol açabileceğinden , acil diyaliz ya da hemofiltrasyon gereken durumlarda ADE inhibitörleri dışında başka bir antihipertansif ilaca geçilmeli ya da başka bir membran kullanılmalıdır. Doz yükseltilmesi, özellikle tuz ve/veya sıvı kaybı olan hastalarda (örneğin kusma/diyare, daha önce uygulanmış diüretik tedavisine bağlı kayıplar) kan basıncının aşırı düşmesine yol açabilir. Bu tür hastalar en az 6 saat süreyle yakından izlenmelidir.

Yan Etkileri:
Kardiyovasküler; tedavisinin başlangıç döneminde, tuz ve/veya sıvı kaybı olan hastalarda (örneğin kusma, diyare veya daha önceden uygulanan diüretik tedavisi gibi nedenlere bağlı), ağır hipertansiyonlu hastalarda ve dozunun arttırıldığı durumlarda bulanık görme, halsizlik ve baş dönmesi hissi ile nadiren bilinç kaybına kadar varabilen (senkop gibi) belirtilerle birlikte seyrek olarak kan basıncında aşırı düşme (hipotansiyon, ortostatik hipotansiyon) meydana gelebilir. Hidroklorotiyazid tedavisi sırasında, potasyum eksikliğine bağlı olarak elektrokardiyografik değişiklikler ve kardiyak ritm bozuklukları görülebilir. ADE inhibitörü tedavisi gören bazı hastalarda kan basıncının çok fazla düşmesine bağlı olarak taşikardi, palpitasyon, aritmi, göğüs ağrısı, angina pektoris, miyokard enfarktüsü, geçici iskemik nöbet gibi advers etkiler görülebilir. Böbrekler; nadiren, böbrek yetmezliği meydana gelebilir veya ilerleyebilir. İzole vakalarda akut böbrek yetmezliğine dönüşebilir. Çok seyrek olarak, bazen böbrek fonksiyonlarında kötüleşme ile seyreden proteinüri görüldüğü bildirilmiştir. Hidroklorotiyazid tedavisi gören izole vakalarda, akut böbrek yetmezliği ile sonlanan bakteriyel olmayan interstisyel nefrit meydana geldiği bildirilmiştir. Solunum sistemi; seyrek olarak, kuru rahatsız edici öksürük ve bronşit, nadiren nefes darlığı, sinüzit, rinit, izole bronkospazm, seyrek olarak, muhtemelen hidroklorotiyazide karşı aşırı duyarlılık sonucu ortaya çıkan şok belirtileriyle birlikte pulmoner ödem bildirilmiştir. Öte yandan glosit ve ağız kuruluğu ile susama hissi meydana gelebilir. Seyrek olarak, ADE inhibitörü kullanımına bağlı larinks, farinks ve/veya dili de içeren angionörotik ödem bildirilmiştir. Bu durum görülürse derhal cilt altına 0.3-0.5 mg epinefrin uygulanmalı ya da EKG ve kan basıncı kontrolü altında intravenöz yoldan yavaş olarak 0.1 mg epinefrin verilmeli ve takiben glukokortikosteroid uygulanmalıdır. İntravenöz yoldan antihistaminik ve H2-reseptör antagonisti verilmesi de önerilir. Epinefrin uygulamasına ek olarak, eksikliği biliniyorsa C2-inaktivatörü de verilebilir. Sindirim sistemi; seyrek olarak, bulantı, üst abdominal ağrı ve hazımsızlık, nadiren kusma, ishal, kabızlık ve iştahsızlık görülebilir. ADE inhibitörü tedavisi sırasında kolestatik sarılık, karaciğer fonksiyon bozukluğu, hepatit ve (sub)ileus ortaya çıkan hastaların bulunduğu bildirilmiştir. Deri ve kan damarları; bazen ekzantem gibi alerjik deri reaksiyonları, nadiren ürtiker, kaşınma ve eritema multiforme gibi deri reaksiyonları, Stevens-Johnson sendromu, lupus erythematosus (çok ender olarak hidroklorotiyazid tedavisinden sonra) ya da dudakları, yüzü ve/veya ekstremiteleri de kapsayan anjiyonörotik ödem görülebilir. Bazı hastalarda deri değişikliklerine ateş, miyalji, artralji/artrit, vaskülit, eozinofili, lökositoz ve/veya ANA-titrasyonunda yükselme eşlik edebilir. Ağır deri reaksiyonlarında tedaviye son verilmelidir. Ender vakalarda, anafilaktoid reaksiyonlar, psoriasis benzeri deri lezyonları, fotosensitivite, sıcak basması, terleme, alopesi, onikoliz ve Reynaud hastalığı olanlarda vasküler krampların şiddetlendiği bildirilmiştir. Özellikle yaşlı veya vasküler hastalığı bulunanlarda, yüksek hidroklorotiyazid dozlarında, hemokonsantrasyon sonucu nadiren trombüs ve emboli görülebilir. Hidroklorotiyazid tedavisi sırasında nadiren, terlemede azalma meydana geldiği gözlenmiştir. Sinir sistemi; bazen, baş ağrısı, halsizlik, uyku artışı, apati, nadiren depresyon, baş dönmesi, uykusuzluk, impotans, uyuşukluk hissi ve parestezi, denge duyusunda bozulma, oryantasyon bozukluğu, ruhsal durumda dalgalanmalar, kulak çınlaması, bulanık görme ve kısmen sıvı ve elektrolit denge bozukluğuna bağlı olarak tat duyusunda değişme ya da geçici tat duyusu kaybı meydana gelebilir. Kas-iskelet sistemi: nadiren kramp, iskelet kaslarında güçsüzlük, kas ağrısı ve potasyum eksikliğine bağlı parezi belirtileri ortaya çıkabilir. Laboratuvar tahlilleri; bazen hemoglobin konsantrasyonunda, hematokrit, lökosit ve trombosit sayısında azalma görülebilir. Nadiren, özellikle böbrek yetmezliği, kolajen doku hastalığı olanlar ya da aynı anda allopurinol, prokainamid veya bağışıklık sistemini baskılayan bazı ilaçları kullananlarda anemi, trombositopeni, lökopeni, nötropeni, eozinofili ve izole vakalarda agranülositoz ya da pansitopeni görülebilir. Hidroklorotiyazid, bazen hipokalemi, hipokloremi, hipomagnezemi, hiperkalsemi, glikozüri ve metabolik alkaloza neden olabilir. Kan şekeri, kolesterol, trigliserit, ürik asit ve serum amilaz düzeyinde yükselmeye yol açtığı gözlenmiştir. Özellikle böbrek yetmezliği olan hastalarda bazen serum üre, kreatinin ve potasyum konsantrasyonu artabilir ve sodyum konsantrasyonu düşebilir. Proteinüri meydana gelebilir. Serum bilirubin ve karaciğer enzim konsantrasyonları ender olarak yükselebilir. Laboratuvar incelemeleri tedaviye başlamadan önce yapılmalı ve tedavi sırasında düzenli aralıklarla tekrarlanmalıdır. Özellikle tedavinin başlangıç döneminde ve yüksek riskli hastalarda (böbrek yetmezliği, kolajen doku hastalığı olanlar, immünsüpresan ilaçlar, sitostatik ilaçlar, allopurinol, prokainamid, digital, glukokortikosteroid, laksatif kullananlar ve yaşlı hastalar) serum elektrolitleri, serum kreatinin düzeyi, kan şekeri ve kan sayımları daha sık aralıklarla kontrol edilmelidir. Tedavi sırasında ateş, lenfoadenopati, ve/veya boğazda inflamasyon meydana gelirse hemen lökosit sayımı yapılmalıdır.

İlaç Etkileşimleri:
Sofra tuzu; ilacın antihipertansif etkisinde azalma. Antihipertansif ilaçlar (diüretikler, betablokerler gibi), nitratlar, vazodilatörler, barbitüratlar, fenotiyazinler, trisiklik antidepresanlar, alkol: ilacın antihipertansif etkisinde güçlenme. Analjezikler, antifilojistikler (asetil salisilik asit, indometazin gibi); ilacın antihipertansif etkisinde olası azalma. Özellikle hipovolemili hastalarda akut böbrek yetmezliği ortaya çıkabilir. Yüksek doz salisilat uygulaması; hidroklorotiyazide bağlı olarak, salisilatların merkezi sinir sistemi üzerindeki zararlı etkisinde güçlenme. Potasyum, potasyum tutucu diüretikler (spironolakton, amilorid, triamteren gibi) ve heparin gibi serum potasyum konsantrasyonunun yükselmesine yol açabilecek ilaçlar; ADE inhibitörlerinin yol açtıkları potasyum düzeyini yükseltici etkide güçlenme. Lityum: Serum lityum konsantrasyonunda yükselme (düzenli olarak kontrol edilmelidir) ve buna bağlı olarak lityumun kardiyotoksik ve nörotoksik etkilerinde güçlenme. Alkol; alkolün etkisinde güçlenme. Digitalis glikozitleri; potasyum ve/veya magnezyum eksikliğine bağlı olarak digitalis glikozitlerinin etki ve yan etkileri artabilir. Oral antidiyabetikler ve insülin; hidroklorotiyazidden dolayı etkinin zayıflaması. Katekolaminler (epinefrin gibi); hidroklorotiyazide bağlı olarak etkide azalma. Potasyum kaybına yol açan diüretikler (furosemid gibi) glukokortikostreoidler, ACTH, karbenoksolon, amfoterisin B, penisilin G, salisilatlar ve laksatif alışkanlığı; hidroklorotiyazide bağlı potasyum ve/veya magnezyum kaybında artış. Kolestramin veya kolestipol; hidroklorotiyazidin emiliminde azalma. Allopurinol, sitotistikler, immunosupresifler, sistemik kortikosteroidler, prokainamid; lökopeni. Sitostatikler (siklofosfamid, florourasil, metotraksat gibi); hidroklorotiyazide bağlı olarak kemik iliğindeki zararlı etkilerin güçlenmesi (özellikle granülositopeni). Narkotikler, anestezikler; hipotansif etkide güçlenme. Kas gevşeticiler (kürar benzeri); hidroklorotiyazide bağlı olarak kas gevşetici etkinin güçlenmesi ve uzaması. Metildopa; izole vakalarda hidroklorotiyazide karşı antikor oluşması nedeniyle hemoliz. Nöroleptik ilaçlar, imipramin; kinaprilin antihipertansif etkisinde güçlenme. Tetrasiklinler; tetrasiklinin emiliminde azalma. ADE inhibitörleri veya hidroklorotiyazid ile bazı maddelerin birlikte kullanımı sırasında bildirilen etkileşimlerdir.