Burundan solunum engellenir. Bunun nedeni bazen soğuk algınlığı olabilir. Bademcikler genellikle ağızdan solumanın nedeni olmaz ama gene de kontrol edilmesi iyi olur. Çoğu zaman soğuk algınlığından sonra, hele hastalık üst üste nüksetmişse, ağızdan nefes alma alışkanlık haline gelebilir.

Dudakların çok küçük olması ve dişlerin ağzın kapanmasına engel olacak kadar dışarı doğru çıkması. Bunda 5 yaşından sonra da başparmağı emmeye devam etmek rol oynayabilir.
Bebeklerde: Normal olarak üst dudak yukarı doğru kalkar ve ancak bebek iki yaşında olunca dudak düzgünleşir. Bazı çocuklarda ise bu dudak biçimi değişmez.

Tedavisi; öne fırlamış dişler ya da başka herhangi bir engel varsa bunu ortadan kaldırın. Bu mümkün değilse ya da istenmiyorsa üzerinde durmaktan vazgeçin. Düzelmesi mümkün olmayan bir şeyi söz konusu yapmak çocuğun neş’esini kaçırmaktan başka işe yaramaz. Ağızlarından nefes alan çocuklar zekâ bakımından diğer çocuklardan farklı değildirler, farklı muamele görmemeleri gerekir. (Dili dışarıda geri zekâlı bir çocuk bunların dışında kalır).

Boyundaki bezlerin büyümesi: (Uzun süreli, doktora gidin) 4-8 yaş arasında o kadar yaygındır ki bu çağ için hemen hemen normal bir durum sayılır. Solunum yolları enfeksiyonu. Kafatasının derisinde enfeksiyon. Bezlere bağlı ateş. Alman kızamığı (Rubella) Tüberküloz. ENDER GÖRÜLÜYOR artık.

Bu makale için etiketler:

Bıldırcın yumurtası hem çocuğun günlük protein ihtiyacını karşılıyor, hem de bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

Tavuk yumurtasına kıyasla 5-6 kat küçük olan bıldırcın yumurtası barındırdığı protein bakımından çok zengin.

Uzmanlar, yemek yeme sorunu olan çocukların anne babalarına protein ve vitamin deposu bu küçük yumurtaları tavsiye ediyor.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Beste Günday, “Bıldırcın yumurtası özellikle protein, demir, B1, B12, A vitamini, fosfor açısından çok zengin bir yiyecektir. O yüzden çocukların özellikle büyüme ve gelişme dönemlerinde, öğrenme dönemlerinde büyük katkı sağlar” diyor.

İster haşlayın, ister pişirin; ancak bıldırcın yumurtasını asla çiğ tüketmeyin.

Bıldırcın yumurtasının küçüklüğüne aldanıp ölçüyü kaçırmamak da gerekiyor. Çünkü yüksek protein böbreklerde hasara yol açabiliyor.

Bu makale için etiketler:

Çok defa, çocuklarda görülen kızıl, kızamık, kızamıkçık gibi vücutta kırmızı lekeler yapan hastalıklardan başka gene böyle kırmızı lekeler yapan bir hastalık daha vardır ki, buna (Dördüncü hastalık) derler.
Fakat bu hastalığın öteki hastalıklardan tamamen ayrı olduğu anlaşılmıştır.

Dördüncü hastalık vücutta kırmızılıklar yapması itibarile, uzun yıllar öteki döküntülü hastalıklarla karıştırılmış ise de sonradan iyice incelenerek bunlardan ayrı olduğu meydana çıkarılmıştır.

Bu hastalığın mikrobu bilinmediği gibi, insandan insana nasıl bulaştığı da, şimdiye kadar, anlaşılamamıştır.
Hastalık, alındıktan bir müddet sonra, kırıklık, baş ağrıları, halsizliklerle başlar. Ateş ya hiç yoktur ve yahut pek az yüksektir. Birkaç gün sonra yüzde, göğüste, sırtta, karında, birdenbire kırmızı ve yaygın lekeler çıkar. Bu lekeler kızıl lekelerine benzerler. Hastanın boğazında ve bademcikleri üzerinde kırmızılıklar ve hafif iltihap hali vardır. Lekeler kızıl lekelerine benzerse de hastalığın ve hastanın ağır olmaması, dilin kızıl hastalığındaki dile benzememesi ile bundan ayırt edilir.

Kırmızılıklarla beraber, boyundaki lenfa bezlerinde de hafif şişlikler görülebilir. Lekeler iki – üç gün içinde solar ve ondan sonra deri üzerinde, kepeklenme tarzında, döküntüler olur.
Bu hastalık, en çok, çocuklarda görülür. Ölüme sebep olmaz.
Son zamanlarda bir takım hekimler, bu hastalığın hafif geçen bir kızıl hastalığı olduğunu ve (Dördüncü hastalık) diye ayrıca bir hastalığın mevcut olmadığını söyleyerek dördüncü hastalığı inkâr etmişlerdir. Hastalığın mahiyetine bakılacak olursa bu hekimlere hak vermek lâzım gibi görünmektedir.

Yeni doğan çocuklar, soğuktan çok müteessir olur, çabuk üşürler. Bunun için onların elbisesi, vücutlarını muhafaza edecek bir şekilde olmalıdır. Fakat, çocuğu soğuktan korumak düşüncesi ile, onu sıkı kundaklar, dar elbise ve kuşaklar içine kapayarak, kıpırdayamayacak bir durumda, elini kolunu bağlamak ta doğru değildir.
Çocuk vücudu, çabucak büyümek istidadında olduğu için, bu vücutta kan dolaşımının yerinde ve yolunda olabilmesi için, çocuğun kol ve bacaklarının serbestçe hareket .edebilmesine engel olmayacak bir elbise giymesi lazımdır.
Sert kumaşlardan yapılmış elbise ve gömlekler çocukların pek nazik olan derilerini tırmalayacakları için, onlara çamaşır yapılacak kumaşlar pamuk, yün, fanilâ gibi hem yumuşak bezlerden olur ve hem de göbek yarası üzerine konulan pansuman bezlerini tespit ederek kaymamalarına ve düşmemelerine yardım eder.
Kışın çocuk elbiseleri, vücudu tırmalamayacak, yumuşak ve sıcak tutucu yünlü örgülerden yapılırlar.
Çocuğun içine giydirilecek olan zıbınlar yumuşak, pamuklu bezlerden yapılır. Üzerine fanilâ bezden, bir başkası daha giydirilir. En üstüne yumuşak bir kumaştan yapılmış, kollu ve alt taraftan yarım kundak tarzında tertip edilmiş, ayakların tam serbest kalmaması daha uygun olur.
Yahut, kolları ve ayakları tamamen serbest bırakacak daha güzel tertipli elbiseler yapılır. Göğse ufak bir göğüslük koymak münasiptir.
Hülâsa: Çocuk elbiselerinden istenen şey, onların, mümkün olduğu kadar, vücudu tırmalamayacak yumuşak ve sıcak tutucu kumaşlardan yapılması, çocuğun vücudunu tazyik altında bırakmayarak kol ve bacak hareketlerini kolayca yapmalarına engel olmayacak-bir şekil ve biçimde olmalarıdır.
Çocuk elbiseleri yapılırken daima bu maksat göz önünde tutulur.
Zıbınlar, gömlekler, donlar, çoraplar, kuşaklar buna göre yapılırlar.

Bazı çocuklar, gece uykuları sırasında, birdenbire, korku ile bağırırlar. Bu bağırma, analarını veya babalarını çağırmak suretinde olabildiği gibi, anlaşılmaz, rabıtasız bir takım sözler ve cümleler söyleyerek sayıklama suretinde de olabilir.
Bu hal sırasında, çocuğun gözleri kapalı ve uyur bir halde, yahut gözleri açık, fakat kendini bilmez bir durumda, yatağında doğrulduğu, heyecan ve titremeler içinde, bir takım anlaşılmaz sözler söyleyip sayıkladığı, bazı defa da yatağından çıkarak, parmakları ile bir şeyler tutmak ister gibi, garip hareketler yaptığı görülür.
O esnada çocuğun rengi soluk ve alnında ter damlaları vardır.
Bunlar, uykuda hasıl olan ve çocuğu korkutan bir takım karışık rüyaların yaptığı arızalardır.
Bu hal, etrafındakileri merak ve telâşa düşürür.
Çocukların gece korkularını yapan sebeplerin başlıcası: hazmedilmesi zor gıdaların yenilmesinden dolayı, mide ve bağırsaklarda hasıl olan bozukluklardır.
Çok çay içen çocuklarda da bu hal görülebilir.
Gece korkusu sırasında, çocuğun gözleri kapalı, kendini bilmez bir haldedir. Anlaşılmaz bir takım sözler söyleyip sayıklar.
Anadan doğma olarak sinirli olan çocuklarda, gece korkularına çok rastlanır.
Zaten bu gibi çocuklar, yaratılışları itibarile, gece yataklarına işemek ve daha bir takım sinir hastalıklarına uğrayabilmek istidadındaki insanlardır.

TEDAVİ:
Sıksık gece korkuları ve gece sayıklamaları gösteren çocukları, iyi bir sağlık bakımı içinde, yaşatmak lâzımdır. Bunlar, havası temiz ve saf olan, güneşli, serbest, bahçe ve kırlarda yaşatılmalıdırlar.
Yemeklerden iki saat sonra yapılacak ılık su banyoları, böyle hastaların sinir sistemlerini düzelterek rahat ve sakin olmalarına yardım eder.
Mide ve barsak bozuklukları varsa, bunlar tedavi edilmeli. Peklik mevcutsa, münasip ilâç ve lavmanlarla bu da ortadan kaldırılmalıdır.

Anasından, vakitsiz olarak (altı – yedi aylık) doğmuş çocuklar mevcut olduğu gibi, vaktinde dünyaya gelmiş, fakat vücutları çok zayıf (meselâ ağırlığı 2000 gram kadar olan) çocuklar da vardır. Bunlar, sıcaklıkları kolay kolay muhafaza edemezler, üşürler.

Adi sıcaklık derecesinde bulundurulacak olurlarsa, yaşamadıkları görülmekte olduğundan bunların, bir müddet için, özel olarak yapılmış ve ısıtılmış dolaplar içinde muhafaza edilmeleri, hayatlarım temin etmektedir.
Çocukların muhafazası için yapılmış olan bu ufak odalara (Çocuk kuvözü) derler.
Kuvözlerin türlü türlü olanları vardır. Fakat hepsinde esas birdir.
Kuvöz, havagazı veya daha iyisi elektrik gibi bir vasıta ile (22 – 25) santigrat derecesine kadar ısıtılır ve yapılmış olan bazı düzenleme tertipleri sayesinde bu sıcaklık derecesi daima sabit kalır ve bu hava hafif rutubetli olarak tutulur.
Kuvözün içindeki kirlenmiş havayı dışarıya atıp, temiz havayı almak için yapılmış, hava değiştirilmesine yarayan, özel delikler vardır. Çocuk, bu dolap içinde, kendisine sıcak ve temiz havalı bir yer bulur.
Çocuk bakımı ve çocuk hastalıklar ile uğraşan müesseseler, bu işler için tamamen hazırlanmış bir durumdadırlar. Vaktinden önce ve zayıf doğan çocukların hayatlarının fenni bir surette muhafazası, ancak, özel tertipleri mevcut olan ve bu iş için uzmanları bulunan bu gibi müesseselerde mümkün olur.
Kuvözlerin fayda ve zararları, çocuk hekimleri arasında, bir takım tartışmalara yol açmıştır. Fakat çoğunluğun fikri bu vasıtaların zayıf ve cılız doğan çocukları muhafaza ettiği merkezindedir.
Yalnız, dikkat olunacak ehemmiyetli meselelerden birisi de, kuvözün sıcaklık derecesinin (25) santigrattan yukarıya çıkmamasıdır. Çünkü, zayıf ve cılız çocukların soğuğa, olduğu gibi, sıcağa da tahammülleri yoktur. Kuvözün derecesi iyice düzenlenip sabit bir hale getirilemez de, sıcaklık derecesi yükselirse, çocuklar, sıcak çarpmasına uğrarlar ve bu tesirle ölebilirler. Sıcaklığı (35 – 40) dereceye yükselmiş olan kuvözlerdeki çocukların, iki saat içinde öldükleri görülmüştür.

Bu makale için etiketler:

Çocuk kolerası, küçük çocuklarda görülen şiddetli bir sürgündür.
Bu sürgün, çocukların bağırsağına giren bir takım mikropların, orada iltihaplar yaparak, şiddetli zehirlerle küçük hastaları zehirlenmesinden ibarettir.
En çok iki yaşına kadar çocuklarda görülür.
Çocuk, huysuzlanarak hastalanır. Kusmalarla beraber şiddetli bir sürgün (ishal) başlar. Dışkı esmer yeşilimtırak renkte, sulu ve kokulu bir haldedir.
Hasta sık, sık dışarıya çıkar.
Bu hal, çocuğun bütün vücuduna derhal tesir eder. Hasta az zamanda düşkünleşir. Gözlerinin etrafı morarır. Az zamanda büyük bir zayıflama hasıl olur.
Derisi kurur ve parlaklığını kaybeder. Derin bir takatsizlik ve halsizlik görülür, şiddetli sürgünler sırasında, hastanın ateşi, tabii derecenin altına düşer. Pek küçük çocuklarda bu hal tehlikelidir. Çaresi bulunmazsa, hastayı az zamanda öldürür.
Hastalığı yapan sebep, bağırsaklara giren mikroplar olduğu için, bu hastalık, çok defa, ana sütü ile beslenen çocuklardan ziyade, dışarıdan sun’î bir surette, süt veya başka gıdalar verilerek beslenen çocuklarda görülmektedir.
Çocukların bu mikroplarla bulaşması, gıdaların ve bilhassa süt verilen şişelerin, güzelce kaynatılmış ve temizlenmiş olmamasından ileri gelir.
Bu hastalık, en ziyade, sıcak mevsimlerde, yazın görülür. Havalar ne kadar sıcak olursa, hastalığın şiddeti de o kadar fazla olur. Ölüm nispeti havanın sıcaklığı ile uygun olarak gider.
Havaların sıcak olması dolayısı ile dışarıdada süt gibi gıdalar içinde, mikropların kolayca üreyebilmesi, sonradan çocuk bağırsağına geçen bu mikropların şiddetli zehir veren mikroplar sınıfından olması ve çocuğun yaşının küçük bulunması, hastalığın ehemmiyetini ve ağırlığını teşkil eden başlıca sebeplerdendir.

Çocuğunu emzirmek, doğuran bir ananın en zevkli ve ehemmiyetli vazifesidir.
Uzun ve yorucu bir doğumdan sonra, takatsiz düşmüş olan ananın istirahata ihtiyacı vardır. Yeni doğan çocuğun da, hemen doğar doğmaz, memeye ihtiyacı yoktur. İlk yirmi dört saat içinde biraz kaynamış su verilmesi kâfidir. İlk emzirmede bazı çocuklar derhal kuvvetli ve muntazam emerler.
Bir çocuğu günde beş defa (meselâ, saat altıda, onda, on dörtte, on sekizde, yirmi ikide olmak üzere dörder saat ara ile) emzirmelidir.

Geceleri bu aralık sekiz saat olmalıdır.
Emdiği sütün miktarını bulmak için, çocuk memeden önce ve sonra tartılarak aradaki farkı bulmak icap eder.
Anne, emzirirken oturur vaziyette bulunur ve çocuğu kucağına alır. Ayağını yükseltecek şekilde, bir sandalyeye dayar ye çocuğu dizi üstüne alarak emzirir. Yatar vaziyette emzirmek için, ana, yana dönerek çocuğun üstüne doğru eğilir. Çocuk, meme başını lâyıkıyla kavrayamazsa, memeyi onun ağzına sokmağa yardım etmek lâzım gelir. Ancak bu suretle meme boşaltılabilir.
Memenin, çocuğun burnunu tıkayıp nefes almasına engel olmaması için, burnunu memenin yumuşak kısımlarından, iki parmak kadar, uzakta tutmalıdır.
İlk emzirirken çocuklar, memeyi almamak isterlerse, ağızlarına biraz süt sıkarak onun lezzeti ile memeyi alma zevkleri tembih edilmelidir.
Emmek, çocuk için, oldukça yorucu bir iştir. Çocuk, karnı doyuncaya kadar yorulur. Ondan sonra derin bir uykuya dalar.
Emzirirken bir defada, yalnız bir meme verilmelidir. Bu suretle bir tek memeyi çocuk, daha kuvvetli olarak, boşaltır. Hem de meme başları yumuşamak ve çatlamaktan korunmuş olur.
Yalnız ilk günlerde süt kâfi gelmediğinden her iki meme de bir defa verilebilir.
Çocuğun emmesi, sütün gelip artması için, en mühim bir kamçılama vazifesini görür.
Emzirme müddeti mühimdir: Bir emzirme müddeti (10-15) dakika kadardır. Yalnız, bazı defa, çocuk emerken uyur. Bu takdirde tam on beş dakika ememez. O zaman’, çocuk uyandırılarak, tekrar emmesi temin edilir.
Emme müddeti bu hallere göre hesap edilmeli ve bu müddet yarım saati geçmemelidir.
Emzirdikten sonra çocuk, hemen, yatırılmaz. Bir müddet, başı yukarıya gelmek üzere, kucakta tutulur. Çocuk yuttuğu havayı, geğirerek, dışarıya çıkarıncaya kadar onu bu vaziyette tutmak doğru olur.
Süt veren ananın başlıca vazifesi, kendisini sağlam tutmasıdır. Emzikli olan ananın gıdaya ihtiyacı, şüphe yok ki, fazladır. Fakat bazı defa muhitin, pek yanlış olarak telâkki ettiği şekilde, bu gıda ihtiyacı pek de fazla bir şekilde değildir.
Kadın, tabii bir halde yediği yemeklerle gıda ve su ihtiyacını kapatır.
Süt gelsin diye, anayı fazla zorlayıp, fazla yedirmek, şişmanlamasına, ziyade’ semirmesine sebep olur. Pek fazla gıdanın fazla süt yapacağını zannetmek de yanlıştır.
Şüphe yok ki, az gıda alıp yarı aç kalan anaların sütü azalır. Bizim burada söylemek istediğimiz anayı, tabii şekilde, itidali gözeterek beslemektir.
Besleyeceğiz diye ifrata gidip yemek işinde pek fazla zorlamanın doğru olmadığını söylemek istiyoruz.
Emzikliler, gündelik işlerine devam etmelidirler. Yalnız bunlara pek ziyade yorucu işler verilmemelidir.
Sütü az gelenler, istirahat etmeli, yorgunluktan kaçınmalıdırlar.
Anaya fazla yağlı gıdalar vererek, sütün yağını çoğaltmağa çalışmak faydasızdır.. Çünkü tesiri pek azdır.
Ananın gıdası çeşitli yemeklerden olmalı, sebze ve meyvelerden zengin bir gıda halinde bulunmalıdır. Bu suretle çocuğa en iyi vasıfta bir süt temin edilmiş “olur.
Meyveyi fazla yemekle, çocuğa hiç bir zarar gelmez.
Ananın temiz havaya çıkması hem kendisi için iyidir, hem de çocuğun kemik hastalığına tutulmaması için lüzumludur.
Ana sütünün (Raşitizm) dedikleri kemik hastalığına mani olacak vasıfta olabilmesi için, ananın güneşli yerlerde ve açık havada yaşaması lâzımdır.
Emzikli kadın, nadir olarak ve intizamsız bir şekilde âdet görür.
Çok defa, doğumdan beş – altı hafta sonra ilk âdet olur. Sonra bütün süt verme esnasında âdet kesilir. Yanlış olarak bu hal tekrar gebelik zannedilerek, telâş edilmemelidir.
Aybaşı âdetlerinin ana sütünün vasıflarına büyük bir tesiri yoktur. Yalnız o sırada sütün miktarı biraz azaldığından, çocuk huysuzlanabilir.
Bazı defa da, hassas çocuklarda, hafif bir bağırsak bozukluğu yapar.
Fakat bunlar görülünce, hemen: (Süt çaldı.) diye çocuğu memeden ayırmak doğru değildir.
Şiddetli ruhî heyecanlar, sütü birdenbire kesebilir. Bu hal memedeki ifrazın kesilmesinden değil, süt gelen yollarda bir büzüşme olarak sütün kapalı kalmasındandır. Heyecan geçtikten sonra tekrar açılır ve süt bollaşır.
Bu hallerde kadını teskin etmek, heyecanı yapan sebepleri ortadan kaldırmak lâzımdır. Bazı defa şiddetli soğuklama ile de aynı hal olabilir.
Sütü olmayan analar azdır. Emzikli bir ananın, çok defa, yeter derecede sütü gelir.
Memenin küçük veya büyük olması ile gelen sütün az veya çok olması arasında, hiç bir zaman, bir münasebet yoktur.
Kuvvetli emen bir çocuk, en az süt veren bir memenin verimini, kısa bir zamanda, tabii bir hale getirir. Bunun tersine olarak, iyi süt verebilecek olan bir memenin, zayıf emen bir çocuktan dolayı, sütü azalabilir.
Çocuk emzirmemek çok nadir bir iştir. Hemen her sağlam ana, çocuğunu emzirebilir. Yalnız, süt gelmiyor düşüncesi ile süt azlığına hüküm vermekte aceleci olmamak, emzirmekte devam ve sebat etmek şarttır.
Sebat halinde, en ümitsiz vakalarda bile, az zamanda, süt gelir ve çocuğu doyuracak kadar bol olur.
Düşünmelidir ki (10-14) gün kadar müddetle, ana sütünün hakiki miktarını bulamadığı ve ondan sonra bol bol geldiği vardır. Süt getirici diye reklâm edilen ilâçların faydaları şüphelidir. Süt gelmesini en iyi kamçılayan ilâç, çocuğun kuvvetli emmesidir.
Az süt veren bir memeden zayıf emen bir çocuk, süt çıkaramıyorsa, bu memeyi kuvvetli emen ve hastalıksız olan başka bir çocuğa emdirmek, sütü getiren en iyi bir ilâçtır. Fakat böyle bir çocuk, her zaman bulunamaz. O zaman yalnız el ile sağmak veyahut süt pompaları ile memeyi boşaltmak yolları vardır.
Memeyi el ile boşaltmak zordur. Sıkıntı ve rahatsızlık verir. Baştan pompa ile boşaltmak ve sonra ana kendi eli ile gerisini tamamlamak doğru olur.
Bazı defa, ilk süt geldiği zaman, meme gergin ve sütle dolu olduğu halde, sütünü veremez. Bu zamanda memenin üstüne sıcak pansuman yapmak iyi gelir.
Bu hal, geçicidir, telâş etmemelidir.
Emmek için çocuğun ağzına alacağı meme başının çok ehemmiyeti vardır.- Bazıları dümdüzdür. Buna çare olmak üzere sabah meme başları içeriye doğru çöküktür ve yahut akşam, üç parmakla, memenin başını dışarıya doğru çekmelidir. Eğer yakalanamıyorsa bir (meme âleti) ile meme başını yükseltmeğe çalışmak lâzımdır. Meme başı, bazı defa, çok hassas olur. Bu hal sebepsiz olabildiği gibi, memedeki çatlaklar sebebi ile de olabilir. Bu arıza, kadına çok sıkıntı verir. Buna çare olmak üzere fazla emzirmekten çekinmek ve emzirirken çocuğun başını uygun bir vaziyette tutarak, meme başını fazla çekmesine mani olmak tavsiye edilir.
Meme başlarında çatlaklar olunca, emzirmeyi, muvakkat bir zaman için, bırakmalı, bir yandan da hekime baş vurup tedavi ettirmelidir. (Çatlaklar kelimesine bakınız). Meme iltihapları, çok iz’aç edici hastalıklardır. Önüne geçmek için memeleri iyi emzirip boş tutmak lâzımdır. Çünkü memedeki süt durgunluğu, iltihabı kolaylaştıran mühim sebeplerdendir.
Meme başlarının fazla acıdığı zamanlarda (meme başlığı) denen lâstikten yapılmış âletler vardır. Bunlar memeye tatbik edilir. Çocuk bunlar vasıtası ile memeyi emer.
Zayıf doğmuş veyahut vaktinden önce dünyaya gelmiş çocuklar, memeyi kuvvetli olarak ememezler. Bunlar, kuvvetlenip memeyi iyi eminceye kadar, bir sürü tedbirler almak lâzımdır.
Bunlara memenin sütü, herhangi bir vasıta ile sağılarak verilebilir.
Bazı sağlam çocuklar, tembel olur. Bazıları, bütün gayretlerini sarf ettikleri halde, süt çıkaramazlar. Çok nadir olan bir kısmı da memeyi hiç almak istemez, huysuzlanır, dururlar..
Bu gibi hallerde sinirlenmemeli, sabırlı olmalı, yılmadan, bıkmadan memeyi, tekrar tekrar, vermelidir çocuğun ağzında iltihap ve (pamukçuk hastalığı) olursa, bu da süt emmesine engel olur
Süt emen çocukların burun nezleleri pek ehemmiyetlidir. Nezle esnasında çocuğun burnu tıkanır. Memeyi ağzına alınca, burnu ile teneffüs edemeyen çocuk, derhal memeyi bırakmak zorunda kalır. Bağırır, ağlar, morarır, huysuzluklar gösterir. O zaman, derhal, hekime gidip muayene ettirmek ve burun deliklerinde açıklık, ferahlık yapacak ilâçlar alıp, bu halin önüne geçmek lâzımdır.
Emziğe alışan çocuk, bir daha anasının memesini emmek istemez. Şişe memenin mezarıdır
Daha olmazsa, memeden sütü sağıp çocuğa kaşıkla vermekten başka çare yoktur.. Bütün gayretler gösterildiği halde, çocuğun yeter derecede emzirilmesi mümkün olamazsa, o zaman, ister istemez, çocuğa dışarıdan gıdalar vermek lâzım gelir. Böyle olduğu halde de çocuğu büsbütün memeden kesmek, büyük bir hatadır. Çünkü ana sütü, çocuk için, hiç bir şeyle yeri tutulamayan çok kıymetli bir gıdadır. Bilhassa hayata yeni gözünü açan yavrunun ana sütüne ihtiyacı, ilk günlerde, pek büyüktür. Ancak mecburiyet karşısında, dışarıdan yardımcı gıdalar verilecektir. Bunun ela başlıcası inek sütüdür.
Zaruret olmadıkça, yardımcı gıdaya, hiçbir zaman, başvurmak lazımdır. Şayet yardımcı gıda vermek lazım gelirse, bunu çocuğa, emzikle değil, kaşıkla vermelidir. Emzik şişesinden emzirmek, çocuğun ve ananın çok kolayına ve hoşuna gider. Fakat bir kere emziğe alıştı mı, artık memeyi almak ve emmek istemez.
Onun için büyük bir çocuk hekimi: (Şişe, memenin mezarıdır.) demiştir.
Verilecek gıdanın mahiyeti, süt ve sütten hazırlanmış gıdalardır. Ticarette, çocuk maması olarak hazırlanmış türlü türlü maddeler vardır.
İşte bu zamanda: (Çocuğa şunu vermeli, bunu vermemeli…) diye tavsiyelerde bulunmak hatalıdır. Böyle bir mecburiyet karşısında, çocuk hekimini çağırmalı, durumu ona anlatmalı, çocuğu muayene ettirmeli. O-nun vereceği gıdaları, tavsiye edeceği yolların ve usullerin çerçevesi içinde, hareket ederek çocuğu besleyip büyütmeğe çalışmalıdır.
Tabii emzirme, ana memesi ile emzirmedir. Emzirmeye engel olan bazı ehemmiyetli sebepler olabilir. Fakat sırf tembellik ve çocuk bakımını bilmemek yüzünden emzirmekten kaçman anaların yapacakları hata, pek büyüktür.
Çünkü çocuğun beden ve ruh gelişmesi, ancak, ana sütünü emmesi ile mükemmel olur. Emzirme tesiri ile memelerin dış şekillerinin bozulacağından korkmak, doğru değildir. Zaten gebelikte büyümüş olan memeler, çocuk, emzirilse de, emzirilmese de, sonradan küçülüp eski gerginliğini, az çok, kaybedeceklerdir.
Burada dikkati çeken bir mesele daha söyleyelim: Bazı hekimlerin yaptıkları incelemelere göre, meme kanseri, doğurduktan sonra, çocuğunu emzirmeyen veyahut az emziren kadınlarda çok görüldüğü halde, hiç doğurmamış veya doğurduktan sonra çocuğunu emzirmiş olan kadınlarda bunların daha az görülmekte olduğu anlaşılmıştır.
Yanlış olarak ortaya atılan sebeplerden birisi de, bazı anaların, sütlerinin kendi çocuklarına yaramadığıdır. Hekimlikte böyle bir mesele yoktur. Bu, emzirme güçlüğünün doğurduğu yanlış bir fikirdir.
Anaların biraz zayıf olması, süt vermelerine engel değildir.
Ancak, anaların sağlık durumunu şiddetle tehdit eden, bazı nadir hastalıklarda çocuğu, muvakkat olarak, sütten ayırmak düşünülebilir.
(Lohusa humması) dediğimiz ağır ve tehlikeli hastalık bile, çok defa, çocuğu anasının memesinden ayırmağa sebep olamaz. Çünkü hastalığın şekli değil, ağırlığı bahse mevzu olabilir. En müşkül hallerde bile, çocuğun ana sütünü, hiç olmazsa, altı hafta kadar, emmesi şarttır.
Çocuk, frengili olursa, o zaman, onun anası da frengili olacağından, muhakkak kendi anasının sütünü emmesi lâzımdır.. Frengili çocuğu temiz bir sütanaya vermek, cinayet sayılır.
Verem hastalığına gelince: Bu hastalık, gerçekten, emzirmeğe engel bir hastalıktır.
Çocuk, anasından emeceği sütle değil, anası ile temasından dolayı, onun öksürükleriyle, ciğerlerinden fırlayacak, ufak, tükürük parçacıkları içindeki verem mikroplarından dolayı vereme bulaşır. Çocuklar vereme karşı, pek ziyade, hassas oldukları için, ana veremli olduğu zaman, çocuğu derhal, kendisinden ayırmak lâzımdır.
Bu hususta, eskiden Fransız hekimlerinin söylediği: (Veremli bir kız evlenmemeli, evlenirse gebe kalmamalı, gebe kalıp doğurursa, süt vermemeli…) kaidesi, bugünkü hekimlikte de, hâlâ hükmü devam eden bir gerçek halindedir.
Hastalıksız bir anadan doğup, saf ve temiz ana sütü ile beslenen bir çocuk, gün geçtikçe muntazam bir surette büyür, gelişir… Vücudunun ağırlığı yavaş yavaş artar.
Çocuğun iyi beslendiğini gösteren belirti, kilosunun gittikçe artmasıdır. Bunu da gösterecek olan (çocuk terazisi) dir. Çocuğu hergün, aynı saatte, aynı şartlar altında tartmalıdır.
Bunlardan başka, çocuğun derisinin güzel, pembe, parlak renkte olması, onun sağlığının iyi olduğunu gösterir. Kilosunun azalması ve derisinin bu güzel parlaklığı kaybetmesi ise sağlığının bozulduğuna delâlet eder. Çocuğun ruhî hali de çok önemlidir.
Sağlam bir çocuk, hayatının ilk haftasında, sürekli olarak, uyur. Bu uyku ancak karnı acıktığı veya altı kirlendiği zaman bozulur. Sağlam çocuk, uyurken tabii ve sakin bir halde bulunur.
İkinci haftadan itibaren çocuklar, uyanık halde, yataklarında el ve ayaklarını oynatır. Etraflarına bakarlar. Sağlam bir çocuğun üstü örtülünce, tepinmeğe başlar. Eğer hiç hareketsiz kalır ve örtüsünü üstünden atmak için, hareket yapmazlarsa, çocuğun hasta olmasından şüphe edilir.
Çocuğun biricik şikâyet “.vasıtası, ağlamak ve bağırmak olduğuna göre, ilk “günleri sessizken, birdenbire ağlayıp, bağırmağa ve huysuzluğa başlayan çocukların bir sıkıntısı olduğu anlaşılmalıdır.
Ana sütü ile beslenen çocuklar, bu sütle beslenmeyenlere nazaran, hastalıklara karşı daha büyük dayanıklılık gösterirler.
Hülasa: Ana sütünün her damlası, çocuk için, çok kıymetli bir hayat kaynağıdır.
Çocuğu, ufak tefek sebeplerle, bu hayat kaynağından mahrum etmemelidir.

Çocuğun doğmadan önce anasının karnında tabii bir durma müddeti vardır. Bu müddet halk arasında da bilinip söylendiği gibi, dokuz ay on gün (yani 280 gün) dür.
Çocuk, anasının karnında yedi aydan az duracak olursa, dışarıda hayatını muhafaza. edemez Yaşayamaz. Yedi aydan önce çocuğun anasının karnından atılmasına (Çocuk düşürmek) derler.
Çocuk düşürmenin bir takım şekilleri ve sebepleri vardır: Kadının gebe iken düşmesi, karnını bir yere çarpması, karnına vurulması, bu sırada fazla korku ve heyecan geçirmesi, çocuğun düşmesine sebep olabilir.
Ateşli ve mikroplu hastalıklardan birçoğu, çocuğun düşmesine kapı açar: Sıtma, tifo, lekeli humma, zatürree, verem, frengi bunlar arasındadır. Tansiyonu yüksek, böbrekleri bozuk, şeker hastalığına tutulmuş bazı kadınlarda rahimde iltihap ve eğrilik gibi arızaları olanlarda da çocuk düşürmeleri olur.
(Cıva), (Kurşun), (Alkol), (Phosphor)… gibi zehirler de, çocuğun düşmesine sebep olurlar.
Çocuk, düşmeden önce, çocuk kesesini ı-ahime bağlayan kan damarları koparak kadından kan gelmeğe başlar ve bunun neticesinde de çocuk düşer.
Bütün bu sebepler altında kadının ve etrafındakilerin arzusu olmadan çocuk kendi kendine düşer. Bu hal, hastalıklardan veya arızalardan ileri gelen bir çocuk düşürme halidir.
Fakat bazı kadınlar, sırf çocuk istemediklerinden dolayı, onu düşürmeğe kalkarlar ki, bu teşebbüs, pek büyük bir cinayettir.
Bu cinayet sade çocuğun hayatını söndürmekle kalmayıp, ananın varlığını da tehlikelere ve ölümlere sürükleyebilir.
Çocuk düşürmeğe kalkışanların bu işi sağlamak için, ağızdan aldıkları bir takım ilâçlar vardır. Bu ilâçların hemen hepsi zehirli ve zararlıdırlar. Önceden anayı zehirleyip sonra çocuğun düşmesine sebep olurlar. Ana ve yavru, ikisi birden zehirlenerek fena bir duruma düşerler. Şurasını unutmamak lâzımdır ki, bu ilâçlar her zaman düşük yapmazlar. Düşük yapmak için vücudu zehirleyecek kadar fazla alınmaları lâzım gelir. Bunun ise ne derece tehlikeli olacağını takdir etmek kolaydır.
Çocuk düşürmek için, ağızdan alınacak ilâçlardan başka, rahime kürtaj yaptırmak,kadın tenasül organlarına dışarıdan bir takım yabancı cisimler sokarak kurcalamak gibi, türlü türlü teşebbüsler yapılabilir.
Bütün bu teşebbüslerin doğuracakları tehlikeler sayılamayacak kadar çoktur: Rahim delinmeleri, rahim kanamaları, rahimde veyahut onun etrafındaki organlarda, karın zarında öldürücü iltihap ve arızaların ortaya çıkması, bu tehlikelerin belli başlı olanlarıdır.
Hele, cahil eller tarafından, beceriksizce, yapılacak olan bu teşebbüsler sonunda, bir takım azgın mikroplar, kadın tenasül organlarına girerek oralarda iltihaplar yapmakla kalmayıp, kana da saldırarak bütün vücudun zehirlenmesine ve (lohusa humması) gibi ağır ve tehlikeli hastalıkların husulüne sebep olurlar.
Vakıa bazı hastalıklar vardır ki, bu hastalıklara tutulan kadınların gebe kalması ve doğurması, kendi hayatları için, tehlikelidir. O zaman, yetişmiş , ve tekâmül etmiş bir vücut olan anayı, kurtarmak için, henüz nasıl bir hayat kudreti göstereceği bilinmeyen çocuğu feda etmek, fen bakımından, zarurî olur. Fakat böyle hastalıklar çok azdır: Meselâ, ilerlemiş, açık akciğer veremi, ağır geçen ve tedaviden fayda görmeyen kalp hastalıkları, ileri derecede böbrek iltihapları, ateşle, sarılıkla beraber olup “gebeyi pek ziyade zayıflatan, durdurulamayacak derecede şiddetli kusmalar… bu hastalıklar arasındadırlar.
Fakat gerek bu hastalıkları ve gerek bu hastalıklarda yapılması lâzım gelen müdahaleyi takdir edebilecek olanlar, ancak hekimlerdir. Hekimliğin icapları ne ise, onları fennî yollardan, yaparak en son çareye kadar baş vurup gerek ananın ve gerek doğacak yavrunun hayatını korumak ve kurtarmak lâzımdır.
Şurasını Hiç bir zaman unutmamak lâzımdır ki çocuk düşürmek, nüfusu azaltmak gibi içtimaî ve vatanî bir vazifenin yapılmasına engel olduktan başka, kendisinde doğmak, büyümek ve yaşamak istidadı olan minimini bir varlığı da ortadan kaldırmağa teşebbüs etmek demektir ki, dünya üstünde en büyüğünü teşkil eder.
Bu hal, kanun bakımından yasak ve cezayı mucip olduğu gibi,.tabiat de.bu büyük cinayetin katilini derhal cezalandırmakta gecikmez.
Çocuk düşüreceğim diye, tenasül yollarına türlü türlü ilâçlar ve maddeler sokan veya sokturan kadınlar, ya birdenbire kan boşanmasıyla ölüp giderler, yahut, bu yollardan içeriye giren azgın mikropların yaptığı fena hastalıkların pençesinde, inleyerek can verirler.
Fennî bir lüzum veya hekim tavsiyesi olmadıkça, gebe kadınların tenasül organları ile oynanmaz.
Gebelerin vücutlarına ve karınlarındaki çocuğa dokunacak hiç bir ilâç verilmez.
Aksi takdirde pek tehlikeli akıbetlerin ortaya çıkması muhakkaktır.
Bu sözlerin, herkesin kulağına küpe olacak derecede, büyük bir dikkatle dinlenmesi ve bu gibi işlerde büyük bir titizlik gösterilmesi, sağlığı korunmasının, yurt ve milletseverliğin en birinci şartıdır.

Çocuk yeni doğduğu zaman ona yapılacak bakım işleri başlı başına bir konudur. Anaların ve babaların bu ehemmiyetli işin esaslı, fenni yollarını bilmeleri lâzımdır. Ana, baba bunu ne kadar iyi bilir ve tatbik ederse doğan çocuk, ona göre, sağlam, hastalıksız ve gürbüz olur.

Çocuk, doğar doğmaz, hekim veya ebe tarafından göbeği kesildikten sonra, derisi üstündeki yağlı maddeleri temizlemek lazımdır. Bunun için temiz zeytinyağına batırılmış bir pamukla vücudundaki kirlilikleri silinir, çabucak sıcak bir örtüye sarılır. Sonra (37) derecelik (aşağı yukarı dirsek dayanacak kadar) sıcak bir banyoda, ağzına, burnuna su kaçmayacak bir şekilde, yıkanır. Banyodan sonra, güzelce, kurulanır, bilhassa kasık ve koltuk altları ile kaba etlerinin araları ve çene altı güzelce ve dikkatle kurulanmalıdır.

Yeni doğmuş bir çocuk, ilk banyodan sonra rahat bir uykuya dalar. Ebe veya hekim bağlanan göbeği, banyodan sonra, bir daha muayene eder, Temiz bir pansumanla göbek yerini kapatır.. O gün ve ondan sonraki günlerde, kesilen göbeği el ile tutmak, hiçbir zaman, doğru değildir. Temiz ve kaynatılarak mikrobu öldürülmüş pensler ile iş görülecektir.

Alkol pansumanı yapılarak ve göbek tozu (Dermatol) ekilerek her gün yaraya dikkat edilecektir. Böyle yapılmazsa dışarıdan gelecek bir takım mikroplar, göbek yarasından içeriye girerek, orada (yılancık), (karın zarı iltihabı) gibi hastalıklara ve çocuğun kanının zehirlenmesine (septisemiye) sebep olabilirler. Çocuğun altına konacak bezleri o suretle yerleştirmelidir ki, bunlar göbek pansumana dokunmasın ve bu bezler ıslandığı zaman ıslaklık göbek pansumanına da geçmesin.

Çocuğun altına konan bezler, her kirlenişte, sık sık değiştirilmelidir Yeni doğan çocuğun banyosundan sonra, çamaşırları giydirilir. Sıra gözlerine gelmiştir. Baştan (Asidborikli su) ile ıslatılmış bir pamukla gözlerin etrafında ve kapak aralarında toplanabilin kirlilikler silinir. Sonra, yüzde bir nikbetinde olarak hazırlanmış, (cehennemtaşı – Nitrate d’argent) mahlûlünden iki gözüne birer damla damlatılır.

Çünkü rahim yollarında her vakit bulunabilen zararlı mikroplar, çocuğun gözlerine girmiş olabilirler. Gözlerde sonradan iltihaplara ve körlüklere sebep olurlar. Damlanın bu hastalıkların hâsıl olmamasına ‘büyük yardımı vardır. Bu damla kullanılmazdan önce, doğumdan sonraki çocuk göz hastalıkları pek çok görülürken, ilâcın tatbikinden beri bunlar, pek ziyade, azalmıştır. Yeni doğmuş çocuğun vücudu, sıcaklık derecesini kolay kaybeder.

Bunun için onu sıcak örtülere sarmak, sıcak suyu havi ve beze sarılmış bir şişeyi yatağına koymak çok faydalıdır. (Yalnız dikkat etmeli ki, bu şişe çok sıcak olup da çocuğun vücudunu yakmak gibi bir kazaya sebep olmasın.)

Çocuk ilk yirmi dört saatte sağ tarafına yatırılır. Ayak tarafının biraz yüksek olmasına dikkat etmek lâzımdır.
Bu suretle doğum sırasında burun ve hava yollarına kaçabilen kirli ve kanlı sular, kolayca, dışarıya akarlar.
ilk banyosundan sonra çocuk, derin bir uykuya dalar. Eğer uyandırılmazsa, bu uyku (12-24) saat kadar sürebilir.
Çocuk uykudan ağlayarak uyanır. Bu suretle karnının acıktığını bildirmiş olur. İlk yirmi dört saatte çocuk emzirilmez. Fakat suya ihtiyacı fazla olduğundan, dörder saat aralıkla, bir parça, kaynatılıp soğutulmuş, temiz su ve yahut (Yüzde beş) şekerli su verilir.

Yirmi dört saat sonra çocuk, ilk defa, emzirilir. İlk günde çocukta dikkat edilecek bazı haller vardır Göbekten kan boşanması, çocuğun morarması, derisinin renginin, birdenbire, değişmesi., gibi haller olursa, vakit geçirmeden, hekime başvurmalıdır. Doğumdan sonra (5-10) gün içinde göbek kuruyup düşer. Göbek düşenciye kadar çocuğa banyo yaptırılmaz. Ondan sonra muntazam bir surette çocuğun günlük banyolarına başlamak lâzımdır.

Banyo sıcak bir odada yapılır. Suyun derecesi (35) santigrat (dirsek dayanacak kadar) olmalıdır.
Banyodan sonra, kasık ve kaba etlerin araları, koltuk ve çene altları güzelce kurulanır. Bolca pudralanır. (Bu iş yapılırken pudra kutusunun devrilip pudraların etrafa saçılmamasına dikkat etmek lâzımdır. Böyle kazalarla çocukların pudra tozlarını teneffüs etmeleri öldürücüdür.)
Çocuğun dışkısı (büyük abdesti) üçüncü güne kadar kokusuz, yumuşak, yapışkan, koyu esmer renkte bir maddedir.

İlk sütten hâsıl olacak dışkı ancak üçüncü gün görülür. Günde (2-3) defa çıkar. Sarı renkte ve bazı defa yeşile çalar bir görünüştedir. Bu esnada dışkıyı yeşil görüp te telâş ve heyecana kapılmak, çocuğun sütünü değiştirmeye kalkışmak doğru değildir.

Çocuğun ağırlığı, gün geçtikçe, muntazam bir surette ziyadeleşip, tabii halde devam ettikçe ve başka bir rahatsızlık belirtisi görülmedikçe dışkının yeşil renkte olması, telâş ve tedaviyi icab ettirecek bir hal sayılmaz.
Çocuğun ilk sidiği çok açıktır. Sonra esmere kadar koyu çıkar ve hatta leke ve tortu bırakmağa başlar.
İlk işemeden sonra çocuk, bir iki gün, işemeyebilir. Sonra, yavaş yavaş ve gittikçe sık olarak, işemeye başlar.
Çocuğun, ilk günlerde, suya çok ihtiyacı vardır. Henüz yeni gelen ana sütü de bu ihtiyacı lüzumu kadar karşılayacak derecede suyu havi değildir.

Eğer bu zamanda çocuğa su verilmezse dördüncü, beşinci günlere doğru, sırf bu susuzluk yüzünden, çocuğun ateşi (38-39) dereceye kadar yükselebilir. Bunun önüne, ancak, çocuğa kaşıkla ve azar miktarda temiz su vermekle geçilir. ‘ Çocuğa, lüzumundan fazla, kaim ve çok elbise giydirmek, fayda dan ziyade, zarar verir. Giyilecek şeyler, mevsime göre, seçilmelidir.

Çocuğun giydirilip kundaklanmasında, kol ve bacakların serbestçe hareketini sağlayacak bir usulün kabulü lâzımdır. Kundak ve çamaşırların daima yumuşak, kuru ve temiz olması, kirlenen bezlerin, sık sık, değiştirilmesi icab eder. Sütten ibaret olan gıdası yeter derecede olmayacak olursa çocuk, hiçbir rahatsızlık duymadan, günlerce büyük abdeste çıkmayabilir. Bunu bir peklik sanarak, ana, baba yersiz telâş ve heyecanlara düşmemeli, çocuğun gıdasını tamamlamaya çalışmalıdırlar.

Eğer peklik (inkıbaz) çocuğu rahatsız ederse makattan konacak fitillerle işi idare etmeli, sürgün ilâcı (müshil) verilmemelidir. Kahve kaşığı ile bir parçacık (badem yağı) verilmesine müsaade olunabilir.
Çocuk, ilk günlerde, ana rahminde iken yuttuğu kanlı suları, kusabilir. Sonradan fazla emzirilirse, meme emerken aldığı sütün bir kısmını da dışarıya çıkarabilir.Kirli bardaklar ve kaşıklarla, emzirilir emzirilmez yerine yatırılan, karınları çok sıkı kuşaklarla bağlanan çocuklar, bu tesirler altında, gene kusarlar.
Ana sütünden başka süt vermek veya iki memeyi birden emzirmek, gene kusmalar yapan sebepler arasındadır.
Anadan doğma bir takım mide ve barsak darlıkları vardır ki, bunlar da kusmalar yaparlar. Bu hastalıkları ortaya çıkaracak ancak hekim muayenesidir.

Eğer, bir çocuk aldığı sütü, tamam olarak kusuyor ve bu hal sürüp giderek çocuğu kilodan düşürüyor veya büyümesine engel oluyorsa, hemen hekime haber vermek lâzımdır. Çok ağlayan veya huysuzlanan bir çocuğun, mutlaka, bir sıkıntısı vardır.

Çok defa bağırsaklarında gaz olursa, huysuzluk ve ağlamalar görülür. Bu takdirde, çocuğu biraz yüzükoyun veyahut sağına veya soluna yatırmaktan fayda görülür. Biraz papatya suyu yapıp, bir lâstik puvarla çocuğa lavman yapılırsa, gazları söktürerek rahatlık verir. Bundan da fayda görülmezse (anason)u çay gibi haşlayıp kahve kaşığı ile verilir.

Bazı çocuklarda, doğduklarının ikinci veya dördüncü günlerinde (sarılık) görülür. Telâşa lüzum yoktur. Bu sarılık, bir zaman sonra, kendi kendine geçer.Fakat, bazı defa, çok şiddetli ve devamlı sarılık olur ki bu ehemmiyetlidir.
O zaman, çocuğu aile hekimine muayene ettirip tedavisine çalışmak lâzım gelir.Bir takım çocuklar vardır ki, bunlar cılız ve zayıf olarak doğarlar.Dünya üstünde doğan çocukların (yüzde 20 – 30) kadarının üç kilodan az bir ağırlıkta, yani cılız olarak doğduklarını çocuk hekimleri yazıyorlar.

Şu halde, epeyce bir sayıya varan zayıf ve cılız doğmuş çocukların bakımı bir kat daha ehemmiyetli bir meseledir.Çünkü çocuk ölümleri bir memlekette nüfusun ziyadeleşmesine engel olan sebeplerin başında gelir. Bu bakımdan da çocuk ölümlerini azaltabilmek için, cılız çocukların bakımını çok lüzumlu bir iş olarak ele almak lâzımdır.

Bir takım çocuklar vardır ki bunlar daha ileri derecede -zayıf ve cılız olarak doğarlar.
Doğdukları zamanki ağırlıkları (2200) gramdan bile aşağıdır.
Bunlar sıcaklık derecelerini çabucak kaybederler. Hatta yazın sıcak günlerinde doğdukları halde, içlerinde soğuyarak ölenleri de vardır.

Bunlar, çokcası, anasının karnındaki müddetini doldurmadan, vakitsiz doğan çocuklardır. Bu gibi çocukların muhafazası için bir takım âletler vardır. Bu âletler özel surette ısıtılan ve sıcaklığı daima ölçülü bulunan ufak kuluçka dolapları gibidir.

Zayıf ve vakitsiz doğan çocuklar, bir müddet bunların içinde bulundurularak vücutlarının sıcaklığı muhafaza edilir ve yaşamaları sağlanmış olur. Bu gibi çocukların teneffüs merkezleri de tabii şekilde çalışamaz. Vücutlarının hastalıklara ve mikroplara karşı dayanaklığı yoktur.

Nezleden dolayı burnu tıkanan çocuğa, ana sütünü kaşıkla vermek çok uygun olur.
Bunların beslenme ve bakılmalarında daha büyük bir dikkat ve itina göstermek ister. Yeni doğan çocukta bazı arızalar vardır ki onlar, mutlaka ana ve babaların ehemmiyetle karşılaması lâzım olan hallerdir, O haller de şunlardır:

Çocuğun göbek yarasında kızartı, iltihap ve koku olması, göbeğin vaktinde düşmeyip cerahat yapması, gözlerinde akıntı ve çapak, ağızda beyaz lekeler, çocuğun vücudunda içi cerahat dolu sivilce ve çıbanlar hasıl olması, ateşin düşmesi ve çıkması, devamlı sürgün veya peklik…
Bu gibi arızalarda, mutlaka, hekim çağırmalı, çocuk muayene ettirilmeli, bütün bu sıkıntıları hasıl eden sebeplere göre tedavi yapılmalıdır.

Bütün bunlar gösteriyor ki, yeni doğan bir çocuk, pek büyük bir dikkat ve bakılmak ister. Ancak bu dikkat sayesinde çocukların iyi büyümesi ve sağlam vücutlu olarak yetişmesi mümkün olur.

SAYFA 1 12345»...Son »
Hist Top  blogs