Dölyolundan gelen lökosit ve pulları dökülmüş hücre içeren beyazımsı akıntı. Dölyolu ve dölyatağı mukozalarının aşırı salgı salmasının sonucudur. Kan kayıplarından (aybaşı, ülserleşmiş dölyatağı kanseri) ileri gelen kırmızı akıntıları beyaz akıntılardan ayırmak gerekir. Genç kızlarda lökore kansızlık, zayıflık ya da yumurtalıkların çalışmamasının belirtisidir.

Lökoreye özellikle gebelik sırasında, yerel yangılanmalarda, doğum sırasında meydana gelen yırtılmalarda tesadüf edilir. Belsoğukluğu ya da dölyolu, dölyatağı mukozalarında ortaya çıkan lohusalık enfeksiyonlarından ileri gelen lökore çok önemlidir. Bu durumlarda beyaz akıntı yeşilimsi sarı bir renge dönüşür. İçinde toplanan irin yüzünden pis kokar.

Lökorede bir kadın hastalıkları uzmanına başvurmak ve cinsel ilişkileri azaltmak gerekir. Bunun yanı sıra dölyatağı, dezenfekte edici sıvılarla yıkanmalıdır. Belsoğukluğu ya da lohusalık sonunda ortaya çıkan lökorelere karşı sülfamitli ilaçlar, penisilin ve diğer antibiyotikler uygulanır.

Bu makale için etiketler:

Dölyolundan adet kanaması dışında kan gelmesi. Adet kanamasının aşırı olması halini belirten menoraji ile karıştırılmamalıdır. Metroraji her yaşta olabilir; ergenlikten önce ya da sonra hatta menopozdan sonra da görülebilir.

Daha çok ergenlikten sonra, gebelik, düşük, doğum, dışgebelik, dölyolu uru gibi durumlar sonucunda ortaya çıkar. Ergen olmayan kız çocuklarında dölyolu polipleri menopozdan sonra ise dölyolu uru nedeniyle metroraji meydana gelir Metrorajiyi önlemek için, kanamaya yol açan hastalığın tedavi edilmesi gerekir.

Bu makale için etiketler:

Dölyolunun ivegen veya süreğen yangılanması. Genellikle normal akıntının artması sonucunda ortaya çıkar. Bazen akıntının bileşiminde irin görünebileceği gibi renk, koku, yoğunluk gibi belirtileri de değişebilir.

Vajinite basiller (özellikle gonokoklar), mantarlar, hatta kurtlar yol açar. Bütün bu etkenler dışardan çeşitli yollarla (cinsel birleşme, döllenmeye mani olmak için alınan tedbirler, lohusalık yangılanmaları, dölyoluna tampon sokulması, vb.) dölyoluna girebilecekleri gibi, vulva yangılanmasının dölyolu çeperlerine yayılması sonuncunda da buraya ulaşabilirler. Vajinitin belirtileri acı, yanma, bölgesel ağırlık duygusudur. Vajinite yol açan mikrop ancak mikroskopla saptanabilir. Tedavi antibiyotikli ilaçların uygulanmasına dayanır.

Bu makale için etiketler:

Kaynağı serviks bezleri, dölyatağı boşluğu ve dölyolu örtücü dokusundan gelen sızıntılar. Normal akıntı miktarı 12 cm.’ü aşmaz; genel olarak bir kokusu yoktur, herhangi bir azdırmaya yol açmaz. Dölyolunun nemliliğini sağlayan bu akıntı yaş dönümünden sonra azalır.

Dölyolunun normal akıntısından başka, anormal akıntıları da söz konusudur. Bu akıntıları meydana getiren etkenlerin başında dölyolu kamçılısı (Trichomonas vaginalis) adını taşıyan birgözeli hayvan gelir. Dölyolu kamçılısının şekli oval olup, boyutları yaklaşık olarak bir akyuvarınkiler kadardır. Hücreden dışarı doğru uzanan kamçıları hareket etmesine yarar. Hayvanın yaşaması için dölyolunda asitlik derecesi (pH) 5,56 olmalıdır. Bu nedenle, eskiden bu etkenin yol açtığı anormal akıntılarda, dölyolunun asitlik derecesini normale yaklaştırmak için zayıf bir asit olan sirkeyle dölyolunun yıkanması (vajina lavajı yapılması) öğütlenirdi. Bu hayvan insandan insana, genel olarak cinsel birleşmeyle geçer.

Aynı tuvalet araçlarını kullanan kadınların da birbirlerine bu mikrobu vermeleri mümkündür. Bazı araştırıcılar bu mikrobun tuvalet kapaklarında 45 dakika canlı kalabildiğini tesbit etmişlerdir. Kadınların yaklaşık olarak yüzde onunda dölyolu kamçılısı vardır. Hiç bir şikayete yol açmayabileceği gibi, ileri derecede akıntı ve koku yapabilir. Dölyoluna komşu organlardan sidik torbasına geçerek, kadında sistit belirtilerine (sık işeme, işerken yanma v.b.) yol açabilir. Dölyolu kamçılısı olan bir hasta muayene edildiğinde servikste küçük noktalar şeklinde kanamalar ve dölyolunda yeşilimsi beyaz küçük köpükler içeren bir akıntı görülür.

Alınan akıntının mikroskopla incelenmesi teşhisi doğrular. Yalnızca dölyoluna konan ilaçlarla dölyolu kamçılısını ortadan kaldırmak olanaksızdır. Çünkü mesane ve makata geçmiş olan dölyolu kamçılıları, tedaviden sonra dölyolunun yeniden mikroplanmasına neden olurlar. Bu nedenle, tedavi ağız yolu ile de ilaç kullanarak vücudun herhangi bir yerinde bulunabilecek mikropların ortadan kaldırılmasına yönelir. Bazı inatçı olaylarda, kadının yanı sıra kocasını da tedavi etmek gerekir.

Anormal dölyolu akıntısının ikinci etkeni Candida aibicans ya da Monilia albicans adı verilen bir mikroptur. Bu mikrop asitli ortamı seven bir mantar türüdür. Bu nedenle gebelik sırasında daha çok görülür, gebelikten sonra dölyolunun asitlik derecesinde azalma olduğundan çok kere kendiliğinden ortadan kaybolur. Doğum kontrolü hapları, kadınlarda gebeliğe benzer bir hormonsal durum meydana getirdiklerinden dölyolunun asitlik derecesi artar ve bu nedenle bu mikrobun doğurduğu akıntılar daha sık olur. Dölyollarında bu mikrop bulunan kadınların doğurduğu çocuklar doğum sırasında bu mikrobu kapar ve daha sonra ağızlarında pamukçuk meydana gelir. Candida albicans nedeniyle akıntısı olan kadınların dölyolunda, peynirimsi bir salgı göze çarpar. Tedavi için mantar tipi mikroplara karşı kullanılan mikostatin ve benzeri ilaçlar dölyoluna fitil ya da tablet şeklinde konulur.

Anormal dölyolu akıntısının üçüncü etkeni bakterilerdir. Daha çok Streptococcus piogenes, Stafilococcus aureus ve Escherichia coli adı verilen mikroplar ve gonokoklar, bakteriye bağlı dölyolu akıntılarının nedenidirler. Belsoğukluğuna neden olan gonokoklar cinsel birleşmeyle geçerler; diğerleri ya direnci azalmış olan vücuda herhangi bir dış kaynaktan, ya da makattan dölyoluna gelmiş olabilirler. Genel olarak yeşilimsi sarı ve kötü kokulu bir akıntıya yol açarlar. Tedavi için ağız ve dölyatağı yoluyla antibiyotik kullanılır.

Bu makale için etiketler:

Feminizme, dişilik hormonları (östrojen) nın aşırı, erkeklik hormonları (androjen ve testosteron) nın yetersiz salgılanması yol açar. Jinekomasti denen bir tür feminizmde, memeler aşırı gelişerek kadınsı bir görünüş alırlar. Göğüslerdeki yağlanma, bir şişmanlık belirtisi de olabilir. Ancak meme uçlarındaki değişiklikler, iç salgıbezlerinde aksaklığı gösterir.

Jinekomastiye, erbezlerinde oluşan ve dişilik hormonu salgılayan bir ur, veya bu hormonun aşırı salgılanmasına sebep olan bir karaciğer hastalığı yol açabilir. Feminizm tedavisi, nedenlere göre değişir. Bununla birlikte, hormon uygulanmalarının genellikle başarılı olduğu söylenebilir.

Bu makale için etiketler:

Gebeliğin 3-6 ayları arasında kadının herhangi bir yerinde oluşabilir. Limon sarısı rengindeki uçuk kesecikleri salkım gibi bir arada bulunurlar. Birkaç hafta içinde kesecikler çatlar; fakat bazen da doğuma kadar vücutta sürekli olarak uçuklar çıkar. Gebelik uçukları, gebelik zehirlenmesinin, tehlikesiz bir belirtisi olarak kabul edilmektedir.

Adet kanamalarında kanın normale göre artması. Menorajinin sebepleri çok çeşitlidir. Bunların başlıcaları yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, kanamalı hastalıklar, çeşitli zehirlenmeler, metabolizma bozuklukları (şeker hastalığı ve oburluk), aşırı yorgunluklar, uzun süren ve sık sık tekrarlanan soğuk banyolar ve şiddetli heyecanlardır. Bunlar genel sebeplerdir. Yerel sebepler ise yangılanmalar (metrit), urlar ve dölyatağı hastalıklarıdır.

Hastalığın nasıl meydana geldiği bilinmemektedir. Herhangi işlevsel bir bozukluk nedeniyle, ön hipofizden düzensiz hormon salgılanması sonucu bir yumurtanın zamansız olgunlaşarak menorajiye yol açtığı sanılmaktadır. Dölyatağı çeperinin gevşemesi sonucu da menoraji meydana gelebilir. Hastalığın sebepleri çeşitli olduğundan, en uygun tedaviyi ancak bir kadın hastalıkları uzmanı bulabilir.

Menoraji metroraji ile karıştırılmamalıdır. Metroraji adet kanaması dışında bağımsız olarak meydana gelen zamansız dölyatağı kanamalarıdır. Menorajinin karşılığı olan adet bozukluğuna, yani kanamadaki azalmaya hipomenore adı verilir. Amenore ise kanamanın tamamen yok olmasıdır.

Bu makale için etiketler:

Kadınla erkek normal cinsel birleşmede bulundukları ve gebeliği önleyici hiç bir tedbir almadıkları halde gebelik olayının meydana gelmemesi. Doğurmama, döl vermeme, üreme olanaksızlığı gibi adlarla da anılır.

Çocuk sahibi olamamak, sürekli düşüklerden ya da çocukların ölü doğmasından ileri gelebilir. Ancak kısırlık sözcüğü genellikle gebelik olayının meydana gelmediği durumlar için kullanılmaktadır. Tam kısırlık az görülen bir hal olmakla birlikte kısırlık eğilimi yani gebe kalma yeteneğinin azalması, oldukça yaygındır. İkincil kısırlık deyimi, kişilerin verimli bir dönemden sonra kısırlaştıklarını belirtmek için kullanılır. Bu durum erkekler için de söz konusudur.

Kısırlığın ne kadar yaygın olduğunu kesin olarak saptamak oldukça güçtür. Avrupa ülkelerinde evliliklerin yüzde on beşi çocuksuzdur. Ancak bu oran, doğum kontrolü uygulamak yoluyla isteyerek çocuk yapmayan ve çocuk sahibi olmayacak kadar yaşlı olan çiftleri de kapsadığı için çok açıklayıcı sayılmaz.

Kısırlıkla, kadının evlendiği yaş arasında yakın tir ilişki vardır. Kırk yaşını geçtikten sonra evlenen kadınların yüzde altmış sekizi çocuk sahibi olamamaktadır. Bu oran 35-39 yaşlarında evlenenlerde yüzde kırka, 3034 yaşlarında evlenenlerde ise yüzde yirmi üçe düşmektedir.

Gerek kadınlar ve gerekse erkekler yaşamlarının kimi dönemlerinde doğal olarak kısır olurlar. Kadınlar, adet görmeden önce, gebelik süresince bazen emzirme döneminde ve menopozdan sonra kısırdırlar. Erkekler ise ergenlik döneminden önce ve yaş döneminden sonra doğal olarak çocuk sahibi olamazlar.

Kısırlığın ancak çok dikkatli incelemeler sonucu anlaşılan çeşitli nedenleri vardır. Erkeklerde üç belli başlı neden; erbezlerinin yeterince sperma üretememeleri, spermaları penisin ucuna ileten kanalların tıkalı olması ve spermaları dölyoluna bırakmamaktır. Kadınlardaki kısırlık nedenleri çok daha karmaşık ve çeşitlidir. Örneğin, yumurta üretimi düzensiz olabilir ya da yumurtaların Fallop borularına ya da buradan dölyatağına geçmelerini engelleyen bir yapı bozukluğu bulunabilir. Dişinin dölyatağı ya da dölyolu gibi üretim organlarından biri spermaları kabul etmeyebilir. Bazı durumlarda, dölyatağının fibroid türünde anormal oluşumları döllenmeyi engelleyebilir ya da dölyatağı döllenmiş yumurtanın gelişmesini sağlayacak sağlamlıkta olmayabilir.

Hekimler kısırlığın nedenlerini araştırmaya başlamadan önce, çiftin cinsel birleşmeleri ile ilgili bazı noktaları öğrenmek isterler. Çünkü kısırlık nedeniyle hekimlere başvuran çiftlerle ilgili bir anket, bunların yüzde beş gibi oldukça yüksek sayılabilecek bir oranının cinsel birleşmeyi tam olarak gerçekleştiremediklerini ancak bunun farkında olmadıklarını ortaya çıkarmıştır. Kısırlığa yol açan bir başka neden de cinsel birleşmenin seyrek yapılmasıdır. Döllenmenin gerçekleşmesini sağlamak için kadının verimli döneminde çok sık (en fazla iki gün ara vererek) cinsel birleşmede bulunmak gerekir. Kısırlığın bir nedeni de cinsel birleşme sırasında dölyoluna nemlilik vermek için kullanılan bazı sıvıların spermaların ölmesine yol açmasıdır.

Kadının orgazma ulaşamaması ile kısırlık arasında doğrudan doğruya bir bağlantı olmamakla birlikte, orgazmdan sonra Fallop borularının genişleyerek döllenmeyi kolaylaştırdıkları, kanısını güçlendirecek çeşitli kanıtlar vardır. Ayrıca cinsel birleşme ya da kısırlık olasılığı ile ilgili olumsuz düşüncelerin ve kuşkuların da kısırlığa yol açtığı bilinmektedir.

Son yıllarda yapılan araştırmalar, kısırlığa kalıtsal ve yapısal etkenlerin yol açabileceğini ve bazı ailelerde kısırlık eğilimi olduğunu göstermektedir. Örneğin ailesinin tek çocuğu olan bir kadın evlendiğinde gebe kalma olasılığı yüzde altmış, birden çok çocuk sahibi olma olasılığı ise yüzde otuz dört olmaktadır.

Günümüzde, kısırlığın nedenleri ile ilgili boş inançların birçoğu ortadan kalkmışsa da hala yaygın olan bazı yanlış düşünceler vardır. Örneğin cinsel birleşmeden sonra çarşafta bir leke kalmasına bakarak dölyoluna döllenmeyi gerçekleştirecek kadar meninin gitmediğini sananlar vardır. Oysa bir miktar meniyle dölyolu salgılarının meydana getirdikleri bu leke gayet olağandır ve sperma üretimi normalse, dölyoluna döllenmeyi gerçekleştirecek kadar sperma her zaman gider.

Bundan başka kısırlığın kişinin mesleğiyle ya da yaşadığı bölgeyle ilgili olduğunu sananlar da vardır. Kısırlığın, köylerde (şehirlere göre) ve bedenle çalışanlar arasında (zihinle çalışanlara göre) daha yaygın olduğunu doğrulayan istatistikler vardır. Ancak bu sonuç çeşitli yerlerde evliliklerin yapıldığı yaşı belirleyen geleneklerle ilgili sayılmaktadır.

Yumurtalıkların düzenli çalışmasını sağladığı sürece beslenme yetersizliği kısırlığa yol açan bir etken sayılır. Ameliyatlar dışında doğum kontrolü için uygulanan yöntemler de kısırlığa sebep olmazlar. Ancak, ağızdan alınan doğum kontrol haplarının, uzun süre kullanılırlarsa (hap kullanımı durduktan sonra bile) bazı kadınlarda yumurtalıkların işlevini aksattığı hatta bütünüyle durdurdukları bilinmektedir.

Kısırlık tedavisi nedenine göre değişir Kadının ya da erkeğin üretim organlarında başgösteren herhangi bir hastalıktan ileri geliyorsa uygun bir ilaçla tedavi edilir. Kısırlık, bilgi yetersizliğinden ileri geliyorsa, kadının yumurtlama günleri, gebe kalma olasılığının en yüksek olduğu dönem, cinsel birleşmenin yapılması gereken zamanlarla ilgili bilgileri vermek sorunu çözecektir. Cinsel birleşme durumları ile ilgili öneriler de yararlı olur; çünkü bazı durumlar döllenme olasılığını artırmaktadır.

Sperma üretimi yetersizliğinin tedavisi güç ve hatta bazen olanaksızdır. Kadında yumurtlamanın gerçekleşmesine bağlı olarak ortaya çıkan kısırlığın giderilmesi için yapılan hormon tedavisi çok daha iyi sonuçlar vermektedir. Bu tedavi gonadotrop hormonlarıyla yapılır. Ancak uygulama sırasında çok dikkatli olmak gerekir; çünkü bu ilaçlar bazen ikiz ya da üçüz doğumuna yol açmaktadır.

Kısırlıkla ilgili tedaviler arasında yapısal anormallikleri düzeltmek için yapılan ameliyatlar ve yapay döllenme de sayılabilir. Yapay döllenme kocanın ya da bir başka erkeğin spermaları kullanılarak gerçekleştirilir.

Kısırlığın ilaçla yapılan tedavisi genellikle iyi sonuçlar vermektedir. Doktora başvuran kadınların yüzde kırk kadarı, çocuk sahibi olmaktadır. Ancak, tedavi sonucu gebe kalan kadınlar gebelik döneminde çeşitli sorunlarla karşılaşırlar. Örneğin gebelik zehirlenmesine yakalanma olasılıkları yüksektir. Ağır bir gebelik dönemi geçirirler. Ayrıca bu tür gebelikten sonra ölü çocuk doğurma ve düşük yapma olayları da yaygındır.

Dış üreme organlarının derisinde veya siyek mukozasında oluşur. Erkeklerde penis derisinde ya da siyek mukozasında; kadınlarda büyük ve küçük dudakların içinde, klitoriste görülür.

Yanma duygusunu uyandıran kesecikler kısa sürede çatlayarak kurur ve sarımsı kabuk bağlarlar; birkaç gün sonra da kabuklar iz bırakmadan düşer. Üreme organlarında oluşan uçuğa da bir virüsün yol açtığı sanılmaktadır. Kadınlarda özellikle aybaşlarında bu tür uçuklara sık sık rastlanır.

Yumurtalığın ivegen ve süreğen yangılanması (ovarit). İvegen yumurtalık yangılanmasına lenf yoluyla veya kanla yumurtalığa yerleşen çeşitli mikroplar (gonokok, stafilokok, tifo basilleri vb.) yol açar.

Çoğunlukla yumurtalık yangılanması yakın organlardaki yangılanmanın yan etkisi sonucunda oluşur. İvegen yumurtalık yangılanmaları, titreme, yüksek ateş, karnın alt tarafında yoğun ağrı, sık sık işeme gereksinmesi ile ortaya çıkar. Tedavi olarak karnın alt tarafına buz kesesi konulması, hastaya sülfamitli ilaçlar, penisilin ve gonokok, streptokok, stafilokok vb. mikropları öldüren antibiyotiklerin verilmesi gerekir.

Süreğen yumurtalık yangıları tedavi edilmeyen veya yeteri kadar tedavi edilmemiş olan ivegen yumurtalık yangıları sonucunda oluşur. Başlangıcından itibaren süreğen özellikler gösterir. Süreğen yumurtalık yangısı karnın alt tarafında yoğun ağrıların oluşmasına yol açar. Bu ağrılar hekim elle vajinadan iç üreme organlarını muayene ettiği zaman yoğunlaşır, ayrıca işeme artar, sinirsel aybaşı rahatsızlıkları görülür.

Bu makale için etiketler:

SAYFA 1 12345»...Son »
Hist Top  blogs