Konuşmanın gecikmesi
Sebepleri: NE TEMBELLİKTEN, NE DE ÇOCUĞUN DİLİ BAĞLI OLMASINDAN İLERİ GELİR.
1. Normal olarak konuşma yaşı herkes için bir değildir: örneğin Einstein’in dört yaşma kadar konuşmadığı bilinir. Çoğu zaman aileden gelir, örneğin Darwin ailesi için de aynı şey söylenir. Genellikle konuşma gecikirken başka bir faaliyet başlamış olur, örneğin yürüme.

2. öğrenme imkânlarının azlığı: Anneden ayrı kalma; ya da beşiğinde fazla yalnız kalması.
Çocuğun her söylediğini düzelterek tekrarlayan titiz bir anne onun normal olarak konuşma gayretini baltalayabilir.
3. Sağırlık (Doktora gitmek gerekir.) iki kulakta olunsa çocuk hiç konuşmaz.
a) Kısmi sağırlık: Çıkarmakta özellikle sıkıntı çektiği sesler «g», «1» ve «r» sesleridir, çünkü bu seslerin nasıl çıktığını dudaklara bakarak kavrayamaz.
b) Yüksek titreşimli seslere karşı sağırlık: Bazı çocuklar alçak titreşimli sesleri duyarlar da normal tondaki sesleri duyamazlar.
4. İkizler: İkizlerin neden geç konuştukları anlaşılamamıştır.
5. Genellikle erkekler kızlardan daha geç konuşurlar.
6. Zekâ geriliği: Bu ancak diğer gelişme devrelerinde de gerilik varsa söz konusudur.
7. Kaslarla ya da başka rahatsızlıklarla ilgili spazmlar. (Doktora gidin)

Tedavisi: Bedensel bir rahatsızlıktan kuşkulu iseniz doktora başvurun, ilk üç yıl içinde çocuğunuzun bol bol konuşmasına fırsat verin. Onu dinleyin ama hiç bir zaman konuşmaya zorlamayın. Konuşma güçlüğü çeken çocuk sinirli olur, hatta öfke nöbetleri geçirebilir.

Açık seçik konuşamamak, pelteklik

Sebepleri:
Burundan konuşma: geçici bir soğuk algınlığından, bademciklerden, ya da müzmin nezleden ileri gelebilir. (Doktora gidin) Dilin özellikle «s» sesi çıkarırken yanlış kullanılması. Kısmî sağırlık (Doktora gidin)

Yüksek titreşimlere karşı sağırlık, konuşma bozukluğu olan birisini taklit. Ağzın yapısıyla ilgili bir kusur: yarık damak, çene yapısında biçimsizlik, spazmlar.

Tedavisi: Yapısal bir temeli olmadıkça bu türden bütün konuşma bozuklukları düzeltilebilir. Çocuk 4 yaşına geldikten sonra ve okul çağı başlamadan konuşmayı düzeltmek için eğitime başlaması gerekir.

Kekemelik
Erkek çocuklarda daha yaygındır. Genellikle aileden gelir, 2-6 yaşları arasında başlar. Kekeme çocuklarda (Yukarıya bakın) zekâ ya normal ya da normalin üstündedir. Çoğu zaman asap bozukluğu ile bir arada görülür.

İki tür kekemelik vardır:
1. Genellikle bilincine varmadan heceleri üst üste söyler.
Tedavisi: üzerinde durmayın. Sinir gerginliği yaratacak durumları önleyin. Bu dönem belki de tamamen geçecektir.
2. Çocuk bu durumunun farkındadır ve bu yüzden iyice sıkılmaktadır. Kendisini zorlayınca larenksteki boğazdaki ve göğüsteki kaslar, hatta yumruklar sıkılır. Konuşma engellenir.

Tedavisi: önce doktor tavsiyesiyle konuşma bozukluklarını tedavi eden bir uzmana gidin. Bu mümkün değilse ya da sonuç alınamazsa üzerinde durmayın.

Bu makale için etiketler:

Depresyon herkesin başına gelebilecek bir rahatsızlıktır. Normal olarak çevre değiştirince, bir arkadaş görünce ya da yeni bir şey alınca seviniriz. Fakat sizi kıskaç gibi etkisi altına alan depresyon ise herhalde insanın başına gelebilecek en tatsız şeydir ve kuşkusuz bedensel rahatsızlıklardan daha da kötüdür. insan tam bir umutsuzluk içindedir ve bir daha düzelmeyeceği sanısına kapılır. ‘Ne yapmaya kalkışsam yanlış yapıyorum’ diye düşünür. Bazen başkalarının üzerinde bile durmayacağı konularda fazlasıyla düşünür, suçluluk ya da güvensizlik duygusuna kapılır. ilgilerinde, girişimlerinde ve zihinsel faaliyetinde başkalarının da fark edebileceği bir yavaşlama başlar. Üzerimizden atamadığımız bir yalnızlık duygusuyla birlikte insanın kendisiyle aşırı derecede ilgilenmesi gibi durumlar belirir ki, bunu fark ettiğiniz halde kurtulmak için elinizden birşey gelmez. Uykularınız kaçar; ya uykuya dalmakta ya da uyumakta güçlük çekersiniz.

Hasta için bu kadar üzücü olan depresyon doktor için çözümlenmesi zor olmayan bir durumdur. Tedavisinde çabuk ve başarılı sonuç alabileceği rahatsızlıklardan biridir. En kısa zamanda doktora başvurun ve tavsiyelerini yerine getirin.

Konuşmak ve söz söylemek için lüzumlu olan kelimeleri telâffuz edememek ve söz söyliyememek haline (Dilsizlik) derler.
Dilsizliğin sebepleri türlü türlüdür: İşitme organı olan kulağın ana rahminde iyi teşekkül edememesi dolayısile, tam sağır olarak anadan doğanlar, yaşadıkları müddetçe kelimeleri duyamayacaklarından onlar için konuşmayı öğrenmek kabil değildir.
Dilsizlerin çoğunda hal böyledir. Bunların aklı, zekâsı ve şuuru yerinde olduğu halde, sadece sağırlıkları yüzünden dilsiz kalmışlardır.
Bazı çocuklar, analarından doğduktan sonra beyin kabiliyetleri itibarile, çok geri bir durumda bulunurlar. Bunlar, ileri yaşlara gelmelerine rağmen, ahmaklıkları yüzünden, ufak bir zekâ eseri gösterememiş, konuşmayı da öğrenememişlerdir. Bunlar, kendilerinde kabiliyet olmadığı için, dilsiz kalmış insanlardır.
Beyindeki konuşma merkezinin, herhangi bir hastalık veya arıza dolayısile, felce uğraması yüzünden, bazı hastalarda söz söyleme kabiliyetini kaybederler. Bu hal, çok defa gelip geçicidir. Hastalık tedavi edilince, önceden söz söylemekte zorluk çekip âdeta dilsizleşmiş olan hastalar, günün birinde tekrar konuşmağa başlarlar.
Bir de dilsiz olmadığı halde, menfaat i-cabı, kendisini sağır ve dilsiz gibi göstermek istiyen yalancı dilsizler vardır.
Bundan başka, akıl ve sinir hastalıklarına tutulup şuurunu kaybetmiş olan bazı deliler, aslında dilsiz olmadıkları halde, sırf düştükleri sinir hastalığının sevkile konuşmazlar, âdeta bir dilsiz gibi, günlerce ve aylarca söz söylemezler.
Bu son iki şekildeki dilsizlik sadece hastaların kendi istekleri ile ortaya çıkardıkları bir (ihtiyari dilsizlik) ten başka birşey değildir.
Kulakları sağır olarak anadan doğmuş olan dilsizler içinde, çok zeki insanlar vardır. Bunlar, söz söylemezler, fakat en ufak bir kaş göz işaretini bile, büyük bir zekâ ile sezerek, karşılarındaki insanın ne söylediğini anlarlar ve yaptıkları bir takım işaretlerle, âdeta söz söylüyorlarmış gibi, cevap vererek maksatlarını güzelce anlatırlar. Bunlar içinde, en ince işleri yapan, kudretli ve sanatkâr insanlar bile vardır.

TEDAVİ:
Anadan doğma dilsizliğin tedavisi yoktur.
Bazı hastalık ve Arızalar dolayısile, sonradan olma olan dilsizliklerin tedavisi ancak bu hali husule getiren hastalığın tedavisi ile kabildir.

Bu makale için etiketler:

Delilik, birçok ruh ve akıl hastalığını içine alan gayet geniş ve genel manalı bir kelimedir. Her ne şekilde olursa olsun az veya şok olarak muhakeme ve muvazenesini kaybetmiş olan insanlara verilen bir addır.

Deliler, aklın ve ruhun tabii gelişmesinden doğan, ölçülü harekette aykırı hareket ederler. Hareketleri böyle olduğu gibi düşünceleri, fikirleri ve sözleri de düzensiz ve çok defa saçma sapandır. Kulaklarına sesler gelir. Gözlerine hayaller görünür.

Bu tesirle abuk sabuk söyler, çırpınır, atılır. Etraflarına ve etrafındakilere zarar vermek isterler. Bazılarında kendini büyük görme halleri olmasına rağmen bazıları da bunun tersine olarak, kendilerini dünyanın en değersiz insanı olarak tasavvur ederler. Bir takım delilerin ruhunda, belirli bazı işler üzerinde toplanmış, manasız fakat devamlı bir takım şüpheler vardır. Delinin tekmil varlığı bu şüphelerin ıstırabı ile sarsılır. Bütün dikkati bu manasız şüpheye saplanıp kalmış gibidir.

Bazı deliler, günlerini bağırmak, çağırmak, söz ve şarkı söylemekle geçirirler, bir takımları bir köşede oturmuş, karanlık ve sabit bazı fikirlere, kederli ve gamlı düşüncelere dalmış korkunç insanlardır.

Delilikler çeşitli akıl ve ruh hastalıklarının mevzuunu teşik ederler. Bu hastalıklar pek çoktur.

Deliliklerin sebepleri arasında en meşhur olanları: Derin ve şiddetli ruh sarsıntıları, salgın hastalıklar, firengi, alkol, esrar, kokain, morfin gibi keyif veren zehirlere dadanmak, gebelik gibi hallerdir.

TEDAVİ:

Delilikler çok çeşitli ve her biri başka bir hastalığa bağlı arızalar olduğu için, bunların tedavisi de ancak deliliği yapan hastalığın tedavisi ile kabildir.

Ağır sebeplerden ileri gelen bazı deliliklerin tedavisi kabil değilse de, bir çok hallerde, uygun bir tedavi ile, Arızaları ortadan kaldırıp aklî ve ruhî bozukluğa uğramış hastayı tabii haline kavuşturmak mümkün olabilir.

Bu makale için etiketler:

Dejenerelik, bazı insanların akli ve ruhi gelişmesinde hâsıl olan gerilik dolayısı ile ortaya çıkan kusurlu hallerdir.
Şahsın ruhi faaliyetinin inkişafında husule gelen muvazenesizlikler, dejenereliklerin esasını teşkil ederler.
Dejenereler türlü türlüdürler. Bunların bir takımlarında bütün ruh ve akıl melekeleri geri kalmış bir haldedir. Bunlar zihin ve akıl faaliyetlerine malik olmayan aptal insanlardır ki, dejenerelerin en aşağılık tabakasını teşkil ederler.
Bazı dejenereler bu derecede düşük olmayıp, bir takım melekeleri itibar ile, ruhî bir faaliyet gösterebilirler. Fakat bu faaliyet te daima kusurlu ve muvazenesizdir. Zekâ ve düşünceleri az ve eksiktir. Başladıkları işleri tam yapamazlar. Bunların kendi işlerinde başarı göstermeleri kabil değildir.
Nihayet bazı dejenere tiplerde melekelerden bir veya bir kaçı ileri derecede bir gelişme gösterebilir. Meselâ zekâları yüksek olan dejenereler vardır. Fakat bunlarda diğer kabiliyetlerinin noksanlığı bakımından daima bir muvazenesizlik içindedirler.
Yüksek dejenereler, içtimaî hayata karışıp gelişme gösteren tek kabiliyetlerini kullanarak, etraflarındaki insanları zekâları ve parlak cümleleri ile avlayabilirler. Fakat bunların aklî ve ruhî durumlarının bütünü üzerinde bir inceleme yapılırsa, muvazenesizlikleri derhal ortaya çıkar.
Bunlar, kendilerini büyük gördükleri, yüksek meziyet sahibi olduklarına inandıkları ve bazı defa etrafındaki insanları da buna inandırdıkları için, bir mevki sahibi de Olabilecek yüksek dejenerelerdir.
TEDAVİ:
Dejenereliklerin tesirli bir tedavisi yoktur.

Erkek olsun, kadın olsun insanların çocukluk yaşından kurtulup cinsi ve tenasüli hayata girmeleri haline akilbaliğ olmak deriz. Bu da vücutta, erkeklik ve kadınlık vasıflarının teşekkülüne hizmet eden, iç salgı bezlerinden bu işe yarayacak olanların faaliyete başlama-sile kendisini gösterir.
Erkekte tenasül bezinin (husyenin) faaliyete başlaması çocuğun halinde derhal büyük bir değişiklik husulüne sebep olur. Sesi kalınlaşır. Bıyıklar ve sakallar çıkmaya başlar. Akıl ve düşünce melekeleri tekamüle yüz tutar. Kendini beğendirmek hisleri baş gösterir.

Meni dediğimiz erkeklik tohumunu havi ifraz başlayarak, akilbaliğ olan delikanlı tenasül münasebetlerine elverişli bir duruma gelir.
Kadında akilbaliğ olma, aybaşı adetlerinin ortaya çıkması ile başlar. Yeni bir hayata giren genç kızın bu suretle yumurtalıkları faaliyete başlayınca vücudu birdenbire serpilir. Güzelleşir. Göğsü ve kalçaları dolgunlaşır. Süslenmeye, giyinmeye merakı artar. Günün çok saatlerini ayna önünde geçirmekten hoşlanır.
Hülasa: Akilbaliğ olma – devresi, gerek erkek, gerek kadın için tenasül kudretinin gelişmeye ve tekamüle yüz tuttuğu devredir. Bu devreden itibaren erkek ve kadın, neslin bekası kanununun ezeli hükümlerine uymaya ve devamlı olarak birbirlerini aramağa mecbur olurlar.

Teknoloji harikası buluşlarla dünyanın gündeminden düşmeyen Japonlar son olarak “depresyonun görüntüsünü” elde etmeyi başardı.

Tokyo Üniversite hastanesinde hayata geçirilen program, depresyona girdiğinden şüphelenilen, ancak kesin teşhis konulamayan hastaların durumunu açıklığa kavuşturuyor.

Dört gün boyunca hastanede kalan hastaların optik topografisi çekilerek, beyninin ön lobundaki kan miktarı ölçülüyor.

Uzmanlar, bu görüntüleme yöntemiyle hastalığı yüzde 70 ila 80 oranında teşhis ettiklerini, psikolojik testler ve doktorla yüz yüze görüşme gibi bilinen yöntemlerinin devreye sokulmasıyla, başarı oranının yüzde 100’e kadar çıkabildiğini belirtiyor.

Her yıl 700 bin kişinin depresyon geçirdiği Japonya aynı zamanda bu hastalığa bağlı intihar oranlarının en yüksek olduğu ülkelerden biri…

Bu makale için etiketler:

Hasta olma endişesiyle kendini toplum dışında tutarak, hayatını kabusa çevirenlerin sayısı gittikçe artıyor.

Domuz gribi, ruh sağlığını da etkiliyor. Domuz gribinden ölenlerin sayısının artışıyla birlikte korku ve endişe de artıyor.

Domuz gribinden korunmanın yolu ise öncelikle temizlik ve sağlıklı beslenmekten geçiyor.

Hasta olma endişesiyle kendini toplum dışında tutarak, hayatını kabusa çevirenlerin olduğunu, uzmanlar dile getiriyor.

Uzmanlar, bu kişilerin, endişeyle beraber, günde 4-5 kez duş almak gibi, sürekli üstünü başını değiştirmek gibi, sürekli dokunduğu yerden sonra virüs aldığını, mikrop aldığını düşünmek gibi bir patalojiye girdiğini, zamanla da bunun bir hastalığa dönüşebileceği konusunda uyarıyor.

Uzmanlar ayrıca, aşırı kaygının hastalığa davetiye çıkardığını, yoğun stres altında vücudumuzda bazı hormonlar salgılandığını ve bu hormonların da bağışıklık sistemimizi zayıflattığını dile getiriyor.

Bilgi kirliliğinin korkuyu arttırdığını da belirten uzmanlar, “tedbiri elden bırakmadan günlük hayata devam edin. Sürekli hastalıktan bahsetmek bununla ilgili spekülasyonlar yaratmak, bunu paylaşmanın kişiye getireceği birşey yok.” açıklamasını yapıyor.

Ruhsal bir durum olarak depresyon, insan yaşamının bir parçasıdır. Kimi kez bir nedene bağlı olmadan, durup dururken ortaya çıkar. Kimi kez de yaşamın akışında ortaya çıkan engeller sonunda oluşur.
Depresyon sendromu kilo kaybı, uykusuzluk, dikkati toplamakta güçlük, intihar olarak kendisini gösterir. Hastalıkta da yine aynı belirtiler söz konusudur.
Depresyonun iç kaynaklı ve dış kaynaklı olmak üzere iki tipi vardır, iç kaynaklı depresyona katılımı da içeren biyolojik nedenler, dış kaynaklı depresyona ise, zararlı toplumsal etkenler yol açar.
Merkezi sinir sisteminde hastalık yapan bütün etkenler aynı zamanda ruhsal çöküntüye de neden olabilir, öte yandan türlü ruhsal hastalıklar sırasında da ruhsal çöküntü ortaya çıkabilir.
Ruhsal çöküntülerde ortaya çıkan belirti ve yakınmaları şöyle toplayabilirim:
— Duygu durumunda elem doğrultusunda yükselmeler olabilir, zaman zaman kaygı ve sıkıntının şiddeti artar, hastada taşkınlık ve tedirginlik olur.
— Genel olarak dikkat, algı, bellek, düşünce gibi tüm bilişsel işlevlerde yavaşlama görülür. Dikkatin bir noktada odaklaşması, algının keskinliği, belleğin kayıt ve hatırlama işlevleri, düşüncenin toplanması zorlaşır. Kimi kez belirli bir nedene bağlı olan ve sıklıkla günahkarlık, suçluluk biçiminde düşünce sapmalarına rastlanır.
— Bedensel bulgular arasında bitkinlik sık görülür.
— Dengeleşimin bozulması sonucu otonom sinir sistemiyle bağlantılı organlara ve sistemlere ilişkin çeşitli belirtiler ve yakınmalar ortaya çıkar. Bunların arasında ağız kuruluğu, iştahsızlık, zayıflama, terleme, uyku bozuklukları başta gelir, iştah azalması ve zayıflama, dış kaynaklı depresyonlarda iç kaynaklı depresyona oranla çok hafiftir, uyku bozuklukları genellikle geç ve güç uykuya dalma biçiminde ölür.
Bu tip ruhsal çöküntü gösteren hastalar iç kaynaklı depresyonu olan hastaların tersine, sabahları iyi ve rahat uyanırlar. Gün boyunca yakınmaları artar.
Genel olarak bedensel ve otonom sinir sistemine ilişkin belirtilerin ön planda olduğu ruhsal çöküntü durumuna “maskeli depresyon” denir. Halsizlik, baş ve beden ağrıları, dolaşım ve sindirim sistemi bozukluklarının etkin olması nedeniyle birçok hastalıkla karışabilir.
Bitkinlik nedeniyle kanserlerle; baş ağrıları nedeniyle, beyin tümör-leriyle; kan basıncında yükselme, kalp vurum sayısında artma nedeniyle dolaşım sistemi hastalıklarıyla; mide-barsak yakınmalarıyla sindirim sistemi hastalıklarıyla karıştırılabilen maskeli depresyon durumlarında tanı koyabilmek için.dikkatli bir gözlem, muayene ve labora-tuvar araştırmaları gereklidir, iyi bir gözlem sonucu kaygılı, sıkıntılı duygu durumunun saptanması tanıda yardımcı olur.
Ruhsal ve toplumsal zorlanmaların büyük bir bölümü, insanın içinde yaşadığı ortamda başından geçen olaylardan kaynaklanır. Ancak bu olayların hepsi birer zorlama etkeni sayılamaz. Öyle olsaydı, insanın yaşamını sürdürmesi, hiç değilse hastalıksız sürdürmesi olanaksız olurdu.

Gelecek, ölüm ve yok olma korkusunun yarattığı sorumluluk ve sürekli kaygı düzeyi, insana elem veren duygulanım durumları olduğundan, insanı mutsuz kılar. Mutluluk, insana haz veren neşe, sevinç gibi duyguların yaşanması ya da umut gibi bir duygulanım durumunun beklenmesinden kaynaklanır, insanı kimi kez günlük yaşamdaki neşe ve sevinç, kimi kez gelecekteki umut mutlu eder. çoğu kez de gelecekteki umut, günlük yaşamdaki neşe ve sevinçten daha güçlü ve sürekli bir mutluluk verir insana, insan, içinde bulunduğu, yaşadığı toplumsal ortamda başkalarından ilgi, sevgi, saygı bekler. Kendisine güvenmek, kişiliğine saygı duymak ister. Kendisini gerçekleştirmek, varlamak için çaba harcar. Böylece amaçlarına beklentilerine, isteklerine erişmeyi tasarlar. Bunlara erişir ya da erişemez. Bunlara erişmeyi tasarladığı sürece mutluluğu oluşturan neşe ve sevinç gibi duygulanım durumları, şimdiki zamandan kaynaklanır, umut gelecek zamana ilişkin tasarıların şimdiki zamanda yarattığı haz, neşe ve sevinçtir.
İnsan amaçlarına, beklentilerini, isteklerine erişemedikçe, gele-” çekten umudunu kestikçe mutsuz olur. Mutsuzluk da gelecek korkusunu artırır, kaygı düzeyini yükseltir, zorlanma olasılığını çoğaltır. Günlük yaşamında mutsuz olan, zorlanan, karamsar ve kötümser bir insan, geçmişi eksik, hatalı, kötü biçimde yorumlamaya başlar. Yaşadığı anı da bu yorumlamanın yarattığı kaygıyla değerlendirir. Bu olumsuz değerlendirme, durumluk kaygı düzeyini yükseltir, zorlanmayı artırır, örnek olarak, çalıştığı işte başarılı olamayan insan, “keşke başka bir meslek seçmiş olsaydım” diye pişmanlık duydukça, günlük çalışmasını başarılı biçimde sürdüremez. Bu başarısızlık durumluk kaygı düzeyini yükseltir. Durumluk kaygı düzeyi yükseldikçe gelecek korkusu artar. Geçmiş daha kötü ve olumsuz yorumlanır. Bu durumun sürmesi ruhsal çöküntüye yol açabilfr.
zaman kişilik yapısı ve toplumsal ortamın amaç ve beklentilerine göre de zorlayıcı etken niteliği alabilir, insanın zamanı değerlendirmesi öncelikle duygulanım durumuyla bağlantılıdır. Mutlu insan zamanın nasır akıp geçtiğini anlamaz. Mutsuz insan zamanın yavaş ve zor geçtiğinden yakınır. Duygulanım durumuyla zaman arasındaki bu görece bağlantı dışında, amaçlara, beklentilere, isteklere erişmek için gösterilen çabayla zaman arasında da bağlantı vardır. Günlük işini bitirmek isteyen memur; toplantılara yetişmek isteyen yönetici; sınava hazırlanan öğrenci; akıp giden zamanla çabaları arasındaki çatışmayı yaşarlar. Başka bir deyişle, zaman bütün davranışları zorlanmaya dönüştüren zararlı bir etken olabilir, zamanın bu niteliği üzerinde ilk duran, 1968 yılında Hosach olmuştur. Araştırmacı zorlanmayı zaman içinde yer alan ve gelişen bir süreç olarak yorumlamış, zamanın sınırıyla zorlanma arasında bağlantı olduğunu belirtmiştir. .
1977 yılında Janis ve Mann, zorlanmada zaman değişkeninin önemli rol oynadığını belirtmişler ve zamanın baskısının önemli bir zorlayıcı etken olduğunu ileri sürmüşlerdir, özellikle XX. yüzyılda kentleşmenin, sanayileşmenin, teknolojik gelişmenin getirdiği yaşama biçimi, zamanın baskısının zararlı etken niteliğini artırmıştır.
Başka dillerde de bulunan “vakit nakittir” deyimi, günümüzde birçok toplum ve insan için “zaman paradır” deyimine dönüşmüş, zamanın baskısını somut olarak gösteren bir yaşama biçimi olmuştur. Birçok insan daha çok kazanmak, daha rahat yaşamak için bitip tükenmeyen bir çaba, çalışma ve yarışma düzeni içinde, zamanın baskısından ve yarattığı zorlanmadan daha çok etkilenmektedir, zamanın değerini ölçecek doğru ölçütler bulunmadıkçarbu deyimin birçok insan üzerindeki olumsuz etkisi kuşkusuz sürüp gidecektir.

Bu makale için etiketler:

SAYFA 1 12345»...Son »
Hist Top  blogs